KaleTalks online sohbetlerinin sonuncusunun konusu cesaret oldu

Kale Grubu, kurucusu İbrahim Bodur’un kişiliğiyle özdeşleşmiş ve dünden bugüne köprü kuran değerleri etrafında kurgulanan KaleTalks online sohbetlerinin sonuncusunu “Cesaret” temasıyla gerçekleştirildi.

Yaptığı her işte sosyal faydayı önceliklendiren Kale Grubu’nun kurucusu İbrahim Bodur’un dünden bugüne köprü kuran “Öngörü, Cesaret, Yenilikçilik, Mücadele ve Güven” gibi değerleri etrafında şekillenen KaleTalks sohbet serisinin sonuncusu 15 Mayıs Cuma günü gerçekleşti. Kendi alanlarında çığır açan, değişim öncüleri olarak değerlendirilen sosyal girişimcilerin katılımıyla gerçekleştirilen olan KaleTalks sohbet serisinin sonuncusunda, sosyal girişimcilik ekosistemi üzerine yoğunlaşıldı. Dünyaya ve çevreye kendini sorumlu hisseden ve harekete geçme cesareti gösteren sosyal girişimciler; sosyal girişimciliğin sürdürülebilir iş modeli olduğu ve özel sektör iş birliği gerekliliğine vurgu yapıldı.

“Cesaret” temalı KaleTalks sohbetinin moderatörlüğünü Yönetim Danışmanı Fazıl Oral yaptı. Sohbetin katılımcılarıysa Sosyal Girişimci ve Akademisyen Itır Erhart, Good4Trust.org Kurucusu ve Kışkırtıcısı Dr. Uygar Özesmi ve Sosyal Girişimci ve Bego Jeans Kurucusu Abdülhalim (Bego) Demir oldu. Sohbet 15 Mayıs Cuma günü Kale Grubu’nun Facebook, YouTube ve Twitter hesaplarından canlı yayınlandı.


Sohbetten öne çıkan başlıklar ise şöyle:

Sosyal Girişimci ve Akademisyen Itır Erhart: Chicago’da yaşarken bir poster gördüm ve hayatım değişti. Posterde şu yazıyordu: “Maratonu tamamlamak zor mu zannediyorsun? Bir de kemoterapiyi dene”  O kadar çarpıcı bir söylem ki…  İlk önce kemoterapiyle maraton arasındaki bağlantıyı kavrayamadım. Daha sonra kampanyaya detaylı baktığımda kalabalık bir grubun koşarak lösemi, lenfoma araştırmalarına kaynak yarattığını gördüm. Ve ben de bu çalışmaya dahil oldum. Cesaret bundan sonra başladı. Ben bu çalışmayı Türkiye’de nasıl yaparım dedim ve çalışmalara başladım.

Cesaret tabi ki tek başına bir işe yaramıyor. Size inanacak başka yol arkadaşlarına ve saha çalışmalarına ihtiyacınız var. 5 arkadaşımla birlikte 2 yıl boyunca bir saha çalışması gerçekleştirdik. Ve elimizdeki dataya bakarak bu işi Türkiye’de de yaparız dedik. Ve 2008 yılında Adım Adım ile beraber 40 kişiden oluşan bir kitleyle Türkiye’de ilk kez yardımseverlik koşusunu başlattık ve bağış topladık. İnsanlar “İşini çabuk yap, bu kadar bekleyecek zaman yok” dedi. Ancak biz sürekli dataya, veriye, sahaya baktık. İkinci olarak da “Sana mı kaldı?” yaklaşımıyla karşılaştım. Bu yaklaşım bizim kültürde çok yaygın olan bir duruş. Genelde gönüllülük ve yardım işlerini devlet ya da “varlıklı” insanlar çözsün anlayışı hakim bizde. Aslında değiştirmek istediğimiz buydu bizim. Koşuyu burada bir metafor olarak alabiliriz. Büyük sorunların çözümü için bireyler harekete geçmeli. Eğer bireyler harekete geçmezse hiçbir sorun çözülemez. Biz bu anlayışla yola çıktık. İlk kez yaptığınız işin etkisini gösterene kadar geçen zaman içerisinde müthiş bir kararlılık, tutarlılık ve sabır gerekiyor. Tabi cesareti de hiçbir zaman kaybetmemelisiniz.

Good4Trust.org Kurucusu ve Kışkırtıcısı Dr. Uygar Özesmi: Benim hikayem biraz daha kalpten ve sevgiden geliyor. Çünkü çok küçük yaşlardan beri doğa çalışmalarının içerisinde yer aldım ve ekoloji alanında çalıştım. Bu araştırmalar sırasında sevdiğim ve aşık olduğum doğanın, kuşların yok olması, ellerimin arasında eriyip gitmesi benim pek de baş edemediğim bir şeydi. O zaman da sevdiğim şeyi korumak için ne gerekiyorsa yapacağım dedim. Ben böyle bir motivasyonla hareket ettim. Sevdiğim ve yok olan bir şeyi koruma içgüdüsüyle harekete geçtim. Bunu bilimle gerçekleştirebileceğimi düşündüm ve kendimi bilim alanında geliştirdim, çevre bilimcisi oldum. Sonrasında baktım bu iş sadece bilimle olmuyor, sivil toplum alanında çalışmalara başladım. Sivil toplum kuruluşlarında da çok değerli çalışmalar yapıp çok başarılar elde etmemize rağmen bunun da yetmediğini gördüm. Hala kuşlar azalmaya devam ediyor, hala doğa yok olmaya devam ediyor. Bunun üzerine bunun başka bir yolunu aramaya başladım. Sonrasında sosyal girişimler alanında çalışmaya başladım. Belki cesareti sosyal girişimlere geçiş esnasında göstermiş olabilirim. 2012 yılında Greenpeace’in genel direktörüydüm. Greenpeace’te çok başarılı kampanyalar yürütmüştük. Hatta belki de Türkiye’ye online kampanyacılığı biz getirdik. Başlattığımız imza kampanyaları arasında “Seninki kaç cm?” diye bir kampanya vardı. O kampanyada 825 bin imza topladık. Bu Türkiye için büyük bir rekordu. Bu sayede su ürünleri sirküleri değişti ve balıkların korunması sağlandı. Yine başka bir kampanyada 260 bin imza almıştık ve bu sayede Türkiye’de GDO’lu gıdaların ithalatı bu sayesinde engellendi. Her şey yolunda giderken bir gün ben Greenpeace’ten istifa edeceğimi söyledim. Change.org’u Türkiye’de kuracağımı söyledim. Herkes tabi bu süreçte çok tepki gösterdi. Ama şimdi Change.org’un 19,5 milyon kullanıcısı var. Yani Türkiye’deki her aktif internet kullanıcısından bir tanesi Change.org’da imza atmış. Bugün her ay ortalama, milyon kişi bu platformda imza atıyor. Biz Greenpeace’teyken bir yılda 1,5 milyon imza alsak bayram ediyorduk.

Bego Jeans Kurucusu Abdülhalim (Bego) Demir: Ben 15 yaşında bir çocuk işçi olarak tekstilde çalışmaya başladım. Sosyal bir sorun yüzünden Bingöl’den göç etmek zorunda kalmıştım. Tekstilde yaptığım iş kot kumlamaydı. Kot kumlama ölümcül bir hastalık olan silikozis hastalığına da neden oluyormuş. 2005 yılında bir arkadaşımı bu hastalık nedeniyle kaybettim. Silikozis Türkiye’de bilinen bir hastalık ama Türkiye’de tekstilde ilk kez 2005 yılında teşhis edilen bir hastalık. Bu benim için bir travmaydı. Siz bir yere çalışmaya gidiyorsunuz ve yıllar sonra yaptığınız iş ölümcül bir hastalığa sebep oluyor. Çocuk yaşta ben böyle bir şeyi hiç duymamıştım. Aslında yaşamda  sosyal bir sorundan kaçarken yine bir sosyal sorunun parçası olmuştum. Ve bunun mücadelesini vermek istedim. İnsanlara bunu duyurup derdimi anlatmak istedim. “Leyleğin atılmış yavruları” mektubunu yazdım. Ve dönemin gazetelerine ilettim. Ertesi gün bir arkadaşım aradı ve bir gazetenin manşetinde yer aldığımı söyledi. O gün akşama kadar telefonum susmadı. Birçok insan arayarak ne yapabileceklerini sordu. Ve 2008 yılında Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’ni kurduk. Nihayetinde yaptığımız işin sonucunda oluşan hastalık bir meslek hastalığı… Ancak bizim çalıştığımız tekstil sektör, kayıt dışı çalışmanın en yoğun olduğu sektörden biri. Ben kayıtlı çalışanlardan biriydim ancak birçok insan etrafında ölüyor ve sen kendi başına mutlu olamıyorsun. Ve bir hak mücadelesine başladık. Bu mücadele kapsamında  2009 yılında Sağlık Bakanlığı Türkiye’de kot kumlamayı yasakladı. Çünkü hiçbir şekilde önlem alınamıyordu. 2010 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla bu hastalığın tedavisi ücretsiz hale getirildi. 2011 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de desteğini alarak bir yasa çıkarıldı. Ve tüm silikozis hastalarına emeklilik hakkı tanındı. Bu Türkiye tarihinde de bir ilk. Bir grup işçi böyle bir başarıya imza atıyordu. Ama durumumuz çok acildi çünkü ölüyorduk. Türkiye’de bu mücadeleyi başardık. Globalde de çalışmalarıma devam ettim. Ve birçok markayı ikna ederek kot kumlama tekniğinin önüne geçtim.

İLGİLİ HABERLER