Cüneyt Devrim soruyor: Halk için Halkla savaşılır mı?

Project House Yönetici Ortağı Cüneyt Devrim, Taksim’de başlayan ve tüm yurda yayılan olaylara ilişkin bir yazı kaleme aldı. Devrim’in yazısı şöyle; 

Sevgili Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız ve Milletvekilleri,
Sizlere bir vatandaş, bir işveren, bir reklamcı, daha da öncelikli olarak bir Baba olarak yazıyorum. 4 yaşında ki kızı, bütün gün bilgisayarın başında gözleri zaman zaman dolan bana “Ne oluyor Baba?” dediğinde verecek doğru bir cevap bulamayan bir baba olarak yazıyorum.

Lütfen Durun! 
Zararsız bir eylem olarak başlayan GeziParkı’na yapılan müdahaleden sonra olayların bu noktaya geleceğini eminim sizler de, halihazırda sokaklarda olan halk da tahmin etmiyordu. 5 günün sonunda herkes yorgun ve sinirleri gergin. Bu noktada devlet büyüğü  tanımı tam anlamıyla devreye giriyor. Birilerinin büyüklük göstermesi ve o çok konuşulan “itidal” için adım atması gerekiyor. Bunu siz yapmazsanız, sokaklarda olan bitene “Yeter” diyen 19 yaşında ki genç, 22 yaşında ki yaşadığı haksızlıkları dışarıya bağırmak isteyen taraftar, 25 yaşında daha önce hiç eyleme karışmamış ama yanında koşan arkadaşının sırtına isabet eden fişeğin hesabını sormak isteyen bankacı hiç yapamaz.  Polislerden itidal bekliyorsak onlar zaten şaşırmış durumda. Karşılarında bildikleri, alışık oldukları bir örgüt veya eylemci tipi yok. Sokakta elinde süt ve sirke gördükleri herkese gaz atsak mı diye düşünüyorlar. Yarın bir parkta 20 vatandaş biraraya geldiğinde oradaki Polisler işkillenmeye başlamayacaklar mı? FB, BJK, GS kaşkolluları bir arada gördüklerinde bu bir işaret mi olacak? Etraflarında ki herkesten şüphe duyan bir teşkilatımız oldu bence bu 5 günün sonunda. 

Medya aracılığı ile nasıl gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, karşınızda organize olmuş bir örgüt, bir ideoloji, bir parti, bir alt/üst kimlik, bir etnik azınlık olmadığını gayet iyi biliyorsunuz. Siz bunu kontrol altına alıp akl-ı selim ile davranmazsanız bunu kim yapacak? Bu insanların bir lideri yok ki o dönüp, tamam arkadaşlar dağılıyoruz desin. Sesini duyurmaya çalışan bir halk var karşınızda. Evet belki size oy verenlerin hepsi değil ama siz tüm ülkenin Başbakanı, Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri değil misiniz? Bunu yatıştırmanın yolları güç kullanarak bulunabilir, bir daha olmaması için bir sonrakine eminim çok daha hazırlıklı olacaksınız; belki bu acemi eylemcileri bölmek, oyuna getirmek için fikirler getirecek birileri önünüze. Lütfen yapmayınız! Ezersiniz, bölersiniz, karşı grupları devreye sokarsınız, dağıtırsınız belki… ama kimi, kimleri… Bu büyük ulusu yüceltmemiz gerekirken, yanlış yollara sapmamamız için esas öncelikle sizlerin itidal içinde olması gerekmez mi? Halk için Halkla savaşılır mı? 

Bu bir savaş olmamalı, bir diyalog sürecinin başlangıcı olmalı. Böyle bir mücadele kimseye birşey kazandırmayacak. Milletvekilleri, halkın bu sesine sizlerin kayıtsız kalmanız, ettiğiniz yemine en büyük ihanettir. Burası demokratik bir ülkeyse bu çağrının karşılığını hükümet ve TBMM bulmak zorundadır. Balkonlarda su ve süt dağıtanlar, her akşam 9:00 da tencere tava çalanlar, sanatçılar, camlarına Türk bayrakları asanları düşman ilan ederseniz hepimiz kaybederiz. Ben kızıma tarafların değil doğru ve yanlışların olduğu bir Türkiye bırakmak istiyorum. Devletin istediğini yapmak için değil öncelikle halkının haklarını sonuna kadar korumak için var olduğu bir Türkiye bırakmak istiyorum. Ötekileşilmeyen, tek yürek olduğunda Dünyayı yerinden oynatabilecek bir güce sahip olan Türkiye’yi bırakmak istiyorum. 
Bir baba olarak bunu istemek de hakkım diye düşünüyorum

 

İLGİLİ HABERLER