Özelleştirme sonrasında elektrik sektöründe neler oluyor?

Sade vatandaşın aklı, son dönemde medyada yer alan elektrik satışına ilişkin haber ve reklamlarla bir hayli karıştı.

Özelleştirildikten sonra küçülen şirketler protestolarla gündeme gelirken daha düne kadar devletten aldığı elektrikte neler olduğunu bilmeyen tüketiciler şaşkına döndü. 2001 yılında Enerji Piyasası Denetleme Kurumu, özelleştirme süreci öngörülerek kurulmuştu. 2006’da 21 bölgeye ayrılarak ihaleye çıkarılan elektrik dağıtım şirketleri 2009’da tamamen özelleştirildi.

Enerji ihtiyacının giderek artacağı çünkü gelir seviyesi artan orta sınıfın elektrikle gelen yaşam standardına sahip olmayı isteyeceğini, bunun da daha çok enerji olduğunu hepimiz biliyoruz. Soma’daki facia bir kez daha herkesin enerji işine odaklanmasına neden olurken kömür dâhil yeni kaynaklar bulunmaz ya da var olan tasarruf edilmezse işlerin gelecek kuşaklar için iyi gitmeyeceği öngörülüyor. Ben uzun arızalar, tasarruf için kesintiler dönemini hatırlarım ama şimdilerde de elektrik bir kesildi mi çözüm hızlı gelmiyor, muhatap bulmak bazen mümkün olmuyor. Saatlerce elektriği kesilen üretici, bunun hesabını soracak merci bulamıyor. Diğer taraftan dağıtım işine yatırım yapan işadamının “maliyetleri düşürelim” gayreti daha kaliteli hizmet vereceği düşünülerek yapılan özelleştirmeyi sorgulatıyor.

Kafa karıştıran sorulara cevap verelim

Özelleştirmeye hazırlık olarak TEAŞ yerini EÜAŞ, TEİAŞ ve TETAŞ’a bıraktığında tarih 2001’di.

Elektrik dağıtım şirketleri 21 bölgeye ayrılarak özelleştirildi. Yasa gereği elektrik dağıtım şirketi olanlar ve bu işte fırsat görenler 132 elektrik perakende satış şirketi kurdu. Hepsi alım, satım yapabiliyor.

İnsanların aklı, perakende lisansa sahip şirketler reklama başlayınca daha da karıştı. Öyle ki bir süre sonra GSM operatörleri gibi tüm mecralarda rekabet edecekleri bile varsayılıyor. Peki, mesajları ne olacak? GSM operatörlerindeki gibi çok SMS at, çok konuş denilemez ya! Elektrik bu, hatta “tasarruf et” denmeli. Ana mesaj, “hizmette uygun fiyata sürdürülebilirlik” olabilir mi?

Yasa koyucu, rekabeti zorunlu kılmak için dağıtımda hâkim gücü elinde tutanlara perakendede satış şirketi kurma zorunluluğu getirmiş. Ancak kurallar dağıtım şirketine “gücünü adil kullan” da diyor, perakende şirketiyle dağıtım şirketinin adının aynı olmaması şartını bile koşuyor.

Kamu, herhangi bir perakende şirketinden elektrik almayanlar için bir “son tedarikçi tarifesi” hazırlıyor. Bu tarife her koşulda bir perakende şirketiyle anlaşan tüketicinin ödediğinden daha fazla olacak. Neden? Çünkü kamu ikili anlaşmalar yöntemiyle tedarikçi ve müşterinin anlaşmasını istiyor. Olması gerekenden fazla ödenen miktar “kamu havuzuna” aktarılıyor.

Perakende satış yapanlar faturadaki yüzde 65’lik elektrik bedelinden sorumlu. Faturada yer alan TRT, sistem kullanımı, kayıp-kaçak bedeli gibi yüzde 35’lik kalemlerde indirim yapılmayacak. Sözü edilen indirim sadece birim elektrik fiyatı üzerinden yapılıyor.

Yasa koyucu, elektriğini hiçbir yerden almak istemeyen ya da elektrik aldığı şirketi değiştirmek isteyen abonelere de “görevli tedarik şirketi” tayin ediyor. Aylık 4 bin 500 kilovat tüketim yapanlar “serbest tüketici” tanımına giriyor, yani büyük elektrik sarfiyatı olan işyerleri perakende elektrik satan şirketlerin kapmaya çalıştığı aboneler.

İstanbul’da 4,6 milyon abone ve 350 bin “serbest tüketici” var. İstanbul’a Akdeniz, Boğaziçi, Çamlıbel ve Uludağ Elektrik Dağıtım bölgelerini özelleştirmeden alan şirket, 11 ilde 10 milyon aboneyle sektörün en büyüğü olan Boğaziçi Enerji, eski adıyla BEDAŞ hizmet veriyor.

Gelelim tüketiciye: Rekabet artıyor ama küçük ya da büyük tüm aboneler önüne ısrarla konulan anlaşmayı mutlaka dikkatli okumalı. Tercihlerini sürdürülebilir kaliteli hizmet alacağına inandığı şirketlerden yapmalı. Yoksa daha çok bedel ödeyeceği “son tedarikçi tarifesi”ne geçiriliyor.

Abone reklama değil, hizmet kalitesine bakar

Perakende satış firmaları, elektrikte çok ciddi indirimler vaat ediyor. Kimi zaman bu oranlar yüzde 25’lere kadar çıkıyor. “Bunlar gerçekçi vaatler mi?” sorusuna Boğaziçi Elektrik Perakende Genel Müdürü İbrahim Gümüşlü, “Bu çok kritik bir konu. Öncelikle diğer ülkelerde elektrik perakende sektörü özelleştirildikten sonra neler olduğuna baktık. Evet, önce reklam kampanyaları dönemi başlıyor. Bu bizde biraz daha hızlı başladı. Ama sonrasında pazardaki müşterilerinin yüzde 70’inin tedarikçi değiştirmediği sektörde çok fazla müşteri sirkülâsyonunun olmadığı görülüyor. Bu anlamda GSM sektörüne benziyor. Müşterilerin önemli bir bölümünün faturası 50 lirayı geçmediği için hak ettiği indirim aylık 1-2 lirayı geçmiyor. Bu noktada bireysel müşteri fiyattan çok hizmet odaklı tercih yapıyor. Ancak elektrik tüketimi yüksek olan ticarethanelerde tercihi fiyat belirliyor. “Müşteri memnuniyeti” kriteri ise giderek önem kazanacak. İyiler pazardan daha çok pay alacak. Yoksa sadece 1-2 liralık bir indirim için insanlar elektrik tedarikçisini değiştirme zahmetine katlanmaz.” diyor.

Özel şirketler, kaçak elektrikle mücadeleye önem veriyor

Yıllık 150 milyar TL işlem hacmine sahip Türkiye enerji sektörünün kaçak kullanımla başı dertte. Ancak özelleşme sonrasında kaçak elektrikle mücadele çok ciddiye alınmış çünkü dağıtım şirketi tespit edemediğinde kaçak miktarını kendisi ödüyor. Şu an Türkiye’nin toplam kaçak tutarı ulusal tarifeyle tüm abonelerin elektrik tutarına yansıtılıyor. Kaçak elektrik oranı azaltıldığında bu tüm faturalara yansıyacak demektir. Özelleştirme sonrasında kaçak kullanım oranının yaklaşık yüzde 5 azaldığı söyleniyor.

Kaynak:zaman.com.tr

İLGİLİ HABERLER