Markalar, siyaset yapmalı mı?

Bizim gibi siyasi gündemi günlük hayatı tamamıyla şekillendiren toplumlarda tüketiciler satın alırken üründen ziyade üreticisinin ideolojik tercihlerine bakmayı epeydir âdet edindi.

Markaların adını vererek ‘Hangi markalar kimler tarafından ne zaman veto edildi?’ meselesini bir kez daha hatırlatmak istemem ancak sıklığı artan seçim dönemleri ticaretin de kâbusu olmaya başladı. Daralan pazar bir yandan, hangi markanın hangi siyaseti güttüğü ve alınmaması gerektiği karalama kampanyaları diğer yandan iş dünyasının canını yakıyor. Araştırmalar, karşıt görüşteki markayı “allameyi cihan olsa almam” diyen yüzde 25’lik bir kemik kitlenin varlığından söz ediyor. Peki, biz seçim üstüne seçim yaparken markalar ne yapmalı?

Üreticiyi kategorize etmemek gerektiği gibi tüketiciyi de etmemeli: Araştırmanın özü kabul edilen segmentasyon yani tüketiciyi A-B-C-D gibi satın alma gücüne göre kategorize eden ayrımdan acilen vazgeçmeli.

Cep değil yürek: Müşterisinin cebinde ne kadar parası var demekten öteye bakıp kalbini kazanmaya odaklanmalı.

Sattıktan sonra tufan olmaz: Sadece satana kadar değil her zaman tüketicinin yanında olduğu hissettirilmeli.

Her şey para değil ama çoğu: “Ben kasama girene bakarım, gerisi benim işim değil!” demek olmuyor. Ya ticareti yapacağın ticari iklim ortadan kaybolursa?

Duyarsız şirketlere duyarlı davranılmıyor: Kadın şiddeti, eğitimde eşitlik, çevre duyarlılığı gibi adil bir düzen için toplumsal kaygılar taşımayanlara toplum da duyarsız davranıyor. İş dünyası, fırsat eşitliği konusunda kaygılı bir toplumda her seçim döneminde aynı kaygıları yaşamak istemiyorsa toplumsal gelişmişlik adına daha fazla sorumluluk almalı. Sorumluluk elbette sadece iş dünyasının da değil, hepimizin. Markalar üzerinden birbirimizi ötekileştirmek yerine ‘Hep beraber nasıl yaşarız?’ konusuna daha çok odaklansak ne iyi olur…

Tüccarlık itibarını yitirdi, köşe dönmecilikle birlikte anılıyor

İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı yazan kartını alınca İlker Önel’e dikkat kesiliyorum. “Ticaretin köşe dönme aracı, tüccarın köşe dönücü olarak algılandığı bir dönemdeyiz. Tüccar ve ticaret denildiğinde basamakları zahmetsizce nasıl aşarım diyenler anlaşılıyor. Oysaki tüccarlık benim çocukluğumda çok itibarlıydı.” diyen Önel, kendisi gibi tüccarlık müessesesine hak ettiği itibarı iade etmeyi düşünenlerle birlikte İstanbul Tüccarlar Kulübü’nü kurmuş. Kulübün vizyonunu anlatan Önel, rekabetçi piyasa ekonomisine rağmen etik değerlere bağlı kalmaktan ve adil bir düzenin oluşturulmasına katkı sağlamaktan söz ediyor. Evrensel iş ahlakı ilkelerine uygun faaliyet göstermenin öneminden söz ederken de her birinin ailesinden gelen tüccarlık geleneğini korumaya çalıştıklarını ifade ediyor.

Başkan Önel, “Bize küçükken ‘Ne olacaksın?’ diye sorulduğunda o dönemde geçerliliği olan meslekleri söylerdik. Şimdikilere aynı soruya sadece ‘Zengin olmak istiyorum.’ cevabı veriliyor. Gerçek tüccarlar kendi tercihleriyle geriye çekildiler. Geleneğimizde ‘söz senettir’ yaklaşımının sürdürüldüğü ilişkiler ne mutlu ki hâlâ var. Tüccarlığı, geçmişte sahip olduğu itibarlı günlerine döndürmek dileğindeyiz.” diyor.

Kulüp üyeleri ikinci ya da üçüncü kuşaktan iş erbabı genç işadamları. Kulübün 40 üyesi bin kişiye istihdam sağlıyor ve 100 milyon dolar ekonomi oluşturuyor. Üye sayısını artırmak konusunda pek de aceleleri yok çünkü referansla üye kabul ediyorlar. Üyeler arasında sinerji de oluşturmak istendiğinden üye seçiminde titizleniyorlar. Kulüp üyelerinin profili Türkiye iş dünyası profilinin ağırlıklı bölümünü temsil ediyor. Sosyal iş kulübü niteliğinde bir araya gelen oluşum dernekler statüsünde. İstanbul Tüccarlar Kulübü, önceliği eğitim olmak üzere sosyal sorumluluk projelerini de destekleyecek. Ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan varlıklı bir toplum hedefleyen İstanbul Tüccarlar Kulübü, gelişmiş bir toplumda lider ve yol gösterici olmayı istiyor. Başkan Önel’in günümüz iş dünyasına ilişkin bir de saptaması var, “Şirketlerin icra ve yönetim kurullarında heyecanını yitirmiş üyeler mevcut durumu sürdürmeye çalışırken genç işadamları ülkemizin ihtiyacı olan büyüme motivasyonunu sağlayacak.” diyor. Tüccar yetiştiren bir üniversite kurmayı hayal ettiklerini de söyleyen İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı bir referans kurum olmayı istediklerini söylüyor.

İstanbul Tüccarlar Kulübü hedefine ne kadar sürede ulaşır, hangi ölçüde başarılı olur bilmiyorum ama etrafta hızlıca köşe dönenleri gördükçe yitirdiğim umudu en azından benim gibi rahatsız olanların seslerini çıkarmaya başlaması nedeniyle değerli buluyorum.

Tüccarlar Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Z. İlker Önel kimdir?

Babası bürokrat, annesi eczacı olan Önel, 5 yaşından beri katı bir disiplinle annesinin eczanesinde alıp satmayı öğrenmiş. Şimdilerde gıda tüccarlığı yapıyor. İşletmede lisans, yüksek lisans yapan Başkan İlker Önel, ‘çağdaş yönetim teknikleri’ üzerine doktora yapmakta. Kardeşiyle birlikte çalışan İlker Önel, uluslararası ticaret yapan Orgin Tarım Ürünleri ile Galata Susam ve Tahin Fabrikası’nın Yönetim Kurulu üyesi.

Kaynak: Zaman

İLGİLİ HABERLER