Meğer trend seks oyuncaklarıymış

PAYLAŞ

begum (1)

Begüm Egeli Bursalıgil

Bilmem hiç cinsel uyarıcı bir “oyuncak” sahibi oldunuz mu? Ya da cinsel birlikteliklerinizin herhangi birine bu tür bir obje dahil oldu mu? Olsa da olmasa da bu yazıyı okurken içeride bir yerlere hafifçe yerleşen bir utanma hissiyle karşılaşanlarınız olabilir. Normaldir… Ne de olsa konu itibarıyla çizgi dışı bir alandayız. Gerçi rakamlar bu çizgi dışı alanda aktif olanların epey kalabalık bir grubu oluşturduğuna işaret ediyor ama olsun… İnsan doğası diyelim.

2016 senesinde 15 milyar dolar hacme sahip “cinsel uyarıcı ürünler” pazarının iki seneye kalmadan 50 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağı tahmin ediliyor. Takdir edersiniz ki böyle bir artış her sektörün harcı değil… Yani bahsettiğimiz artık “niş” olmaktan fersah fersah uzak bir pazar. Coğrafi bölgelere göre tercih edilen objeler, kostümler, aletler elbette farklılık gösteriyor. Detaylara girmeyeceğim. Kültür farkı diyelim. Benim esas altını çizmek istediğim sektörün nasıl bu kadar astronomik oranlarda büyüdüğü? Örneğin, İngiltere’de bu pazara hükmeden perakendecilerden biri olan Love Honey’nin verdiği dataya göre her 16 saniyede bir seks oyuncağının raflardan nasıl eksildiği…  Diğer bir deyişle, nasıl oldu da böyle oldu? Mahremiyet ile bu denli ilintili, tabulardan bolca nasibini almış bir sektör kendi yağıyla kavrulup giderken ne oldu da geçen sene dünyada mikrodalga fırından daha çok adet seks oyuncağı satılır kıvama geldi?

Elbette bugünlere kolay gelinmedi. Şu anda dünyadaki seks oyuncağı üretiminin yüzde 70’ini üstlenen Çin’de devasa bir alanda konuşlanan fabrikanın müdürü verdiği demeçte, 80’lerde fabrikasında çalıştıracak işçi bulmakta zorlandığını belirtiyor. “Neyin üretimini yaptığımızı gördüklerinde, ben bunu aileme açıklayamam diyerek burada çalışmayı ret ediyorlardı.”

Anahtar kelime: Normalleşme

sexandthecity_filme_amigas

Aslında sektörü bu hale getiren her şey 90’larda filizlenmeye başladı. Sex and The City’nin dörtlüsü haftalık brunch buluşmalarında konuyu masaya yatırıp vibratörlerinden bahsettiğinde bu konu sadece dizi gündemine taşınmıyor, aynı zamanda bir çığır da açıyordu. Demek ki bundan bahsetmek normaldi. Sağlıklı cinsel hayatı olan her yetişkin kadın bunu kullanabilirdi. Demek ki bu tip uyarıcılar pornovari bir kurgu içinde anılası ürünler değildi.

İşte bu normalleşme süreci her şeyin başlangıcı oldu. Tüm bir sektör, bu tip oyuncakları kullanmanın olağanlığı üzerinden dem vurarak pazarlama stratejileri geliştirdi. İletişim için kullanılan görsellerde kışkırtıcı bir tavırdan olabildiğince uzak, sıradan ve mutlu çiftlerin fotoğraflarına yer verildi. Satış noktaları çılgın bir partinin tam ortasındaymışsınız hissini yaymaktan vazgeçti. Dükkan rafları ve web siteleri tıpkı kitap alışverişine çıkmışsınız gibi bir sıradanlıkta düzenlendi. Özellikle tavsiye kanalıyla ilerleyen satışları kişilerin kendileri için aldıkları ürünler kadar hediye alımı da arttırdı.

Belki de sanılanın aksine, sektörün ittirici gücü erkekler değil kadınlardan geldi. Feminizmden beslenen, kendi ayakları üzerinde durup kendi istekleri için bir erkeğe danışmak baskısını hissetmeyen güçlü kadınlar sektörü baş döndüren bir hızla yukarıya taşıdı. Mumbai menşeli Technavio isimli araştırma şirketinin verilerine göre Amerika’daki erkeklerin yüzde 50’si şu ana kadar en az bir kere bu uyarıcı oyuncaklardan kullanmış. Kadınlarda ise aynı oran yüzde 65. Technavio Avrupa’da ise yüzdelerin daha yüksek olduğunu belirtiyor. Örneğin İtalya’da hem kadın hem de erkeklerin yüzde 70’i en az bir defa bir tip seks oyuncağını deneyimlemiş. Bu noktada belirtmem gerekir ki seks oyuncakların kullanım tercihi çiftlerden ziyade tek başınayken geçerli. Özellikle metropollerde giderek hükmünü arttıran bireysellik, vakitsizlik ve hayatı daha yalnız yaşama olgusu bu duruma sebep olarak gösterilse de bence durum insan psikolojisiyle de çok ilintili. Utangaçlık, karşındakinden kabul görmeme endişesi ve yargılanmak gibi…

Daha steril, daha estetik, daha kaliteli

Kadınlar pazarı büyüte dursun diğer bir gelişme ise işin arz tarafından geldi. Talebi gören üretici markalar daha kullanışlı, daha steril ve daha estetik alternatifleri pazara sürmek için kolları sıvadı. Tasarım işin içine girdiğinde sene 2001’di. Body Shop’ın kurucusu Anita Roddick’in kızı Sam Roddick Coco De Mer ismi ile kurduğu “lüks” seks oyuncakları markası ile yepyeni bir kulvarı kullanıma açtı. Müşteri toksik madde içermeyen, göze hoş görünen “oyuncaklar” için biraz daha fazla ödemeyi kabul ederken sektör de kendi içinde segmentlere ayrılmaya başladı. Tıpkı kaliteli kumaşlardan el dokumasıyla üretilen giysiler ile rekabetçi fiyatı ile öne çıkan hızlı moda alternatifleri gibi… Her ikisinin de alıcısı var, değil mi?

Yani birçoklarının sandığının aksine “Grinin Elli Tonu” kitabının en çok satanlar listesine girmesi bu sektörü büyüten başlangıç vuruşu olmadı. O zamana kadar sektör epey bir yol almıştı. Grinin Elli Tonu yemeğe yeni bir tat kattı diyelim. Farklı tip ürünlerin satışı hızlandı, sektörün zaten var olan hızı gaz pedalına biraz daha sert bastı.

fiftyshadesofgrey

İnternetin açtığı yolda

Bu kadar yazıp internet alışverişlerinden bahsetmemek elbette olmaz. Zira cinsel uyarıcı oyuncaklar pazarını büyüten ana sebeplerde biri bu objelerin normalleşmesi ise diğeri onları yerinden kalkmadan alabilme kolaylığıydı. Online alışveriş insanların kabuklarından birer birer çıkmalarını sağladı. Üstelik bunu yaparken hala utansalar da olurdu. Kim bilecekti ki? Kimselere görünmeden yüzlerce ürün arasında dolaşıp alışveriş yapabilmenin rahatlığı başka nerede vardı? Bugün satın alınan ürünlerin büyük bir çoğunluğu için hala internet tercih ediliyor. Mahremiyet hissiyatı ise elbette hala geçerli. Bu sebeple ürünler kargo ile gönderilirken “gizli teslimat” talep ediliyor.

Technavio ilerleyen senelerde pazardaki esas sıçramanın gelişmekte olan ülkelerden geleceğinin altını çiziyor. İnternet devrinde yetişmiş gençlerin bu konuya çok daha erken ilgi duyabilecekleri ve ürün sahibi olmak için harekete geçerken önceki jenerasyonlara kıyasla çok daha kaygısız davranacakları tahmin ediliyor.

Bugün kendi kendini pazarlama mertebesine ulaşmış bu sektörün ilerleyen dönemler için nasıl projeleri olduğuna gelince… Vücut ısısı ve mimiklerini birebir taklit edebilen cyber skin (sanal ten)’den, telefonunuzdaki aplikasyonlar ile kişiselleştirilebilecek haz çeşitlemelerine, uzaktaki kişiyi yanında hissettiren senkronize aletlerden, sadece vücudun bir kısmına değil bütününe odaklanan denemelere daha bugünden şahit olunduğuna göre sektörün geleceği hiç dokunulmamış bir yöne doğru ilerliyor demek mümkün. Bunun psikolojik ve sosyolojik getirileri ise bir başka yazının konusu olsun. Ne dersiniz?