Lüks pazarına nur yağdı!

PAYLAŞ

begum (1)Begüm Egeli Bursalıgil

Söz konusu giyim ve aksesuar olduğunda perakende sektörünün en azından 2015 ve öncesini mumla aradığı bir dönemden geçiyoruz. Alım gücü iyiden iyiye düşen Türk Lirası, yaşam masrafını arttıracak bir dolu zam, aynı cepten ayrılacak tutar derken giyim ve aksesuara düşen kısım gitgide daralıyor. 2000’lerin başında yabancı markaların Türkiye’ye giriş yapmak için yarıştığı Burberry, Dior, Ralph Lauren, C&A gibi lokomotif isimlerin bir heves geldiği taşı toprağı altın İstanbul zaten bir süredir markaların “Gelmek için acele etmeyelim. Bekleyelim ve görelim.” anlayışından nasibini alır olmuştu. Sonra ise çıkışlar başladı. C&A gitti. TopShop gitti, Debenhams gitti… Ralph Lauren İstinye Park’taki dev mağazasını, Burberry ise konuşlandığı Bağdat Caddesi harikasını kapattı. Bazı büyük markalar el değiştirdi veya online satışa ağırlık vererek mağaza açma hızlarını frenledi.

Resmin buraya kadarki kısmında her şey tutarlı. Ancak geçen cuma zaten bir süredir dolar karşısında eriyen Türk Lirası, bir gün içerisinde yüzde 23 değer kaybına uğrayınca olay bambaşka bir boyut kazandı. Olayın ilk şokunu kimse kolay atlatamamış olacak ki, tepki hafta sonunda değil onu takip eden pazartesi gününde geldi. Belki sosyal medyaya yayılan fotoğraflardan görmüşsünüzdür. İstinye Park, Zorlu Center, Emaar Square Mall vb. pahalı marka barındıran alışveriş merkezleri ile, Nişantaşı gibi semtlerdeki lüks mağazalarda kuyruklar oluştu. Ama ne kuyruk!

bvlgari

Bvlgari, Louis Vuitton, Cartier gibi markalardan ürünler kapış kapış alınırken, taleple baş edebilmek adına bazı mağazalar çözümü dükkanı erken saatte kapatmakta buldu. Lüks tüketim müşterisi Türk Lirası’nın güç kaybını fırsata çevirdi desek hata etmiş olmayız. Çünkü mağazalarda TL üzerinden fiyatlanan çantalar, elbiseler, takılar (henüz fiyat güncellemesi yapacak kadar vakit geçmediği için) Euro, Dolar veya Sterlin’e çevrildiğinde orijinal satış fiyatlarının yüzde 40- 50 altında kaldı.

chanel

İndirimin satışı ittiren en etkin yöntemi oluşturduğu, yüzde 50 indirimin ise bu tip objeler için hayal olduğu lüks tüketim sektöründe müşteri “bu fırsat bir daha ele geçmez” diyerek almayacaksa da aldı. Alacaklar ise bir yerine beş aldı! Renk renk, model model aldı. Bu noktada kapılarda oluşan kuyruğun büyük bir kısmının turist olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Satışlar yapıldı, alınanlar için şık paketler hazırlandı, böyle bir furya yaşandı. Benim esas merak ettiğim nokta ise lüks tüketim markaları geçirdiğimiz birkaç günün ardından nasıl bir iç değerlendirme yaptı? Talebi ve marka algısını yönetmek adına ürünlerinin üretimini sınırlayan, nadir bulunma kavramı üzerine sıklıkla vurgu yapan, yüksek fiyat ile kalitenin ilişkisinden dem vuran dünya devleri şimdi İstanbul’a nasıl bir gözle bakmaya başladı?

Bir diğer önemli konu da, birkaç gün içerisinde parladığı gibi sönecek olan “lüks pazarına rağbet” furyasının ardından geriye nasıl bir pazar kalacağı. Turistler gelmeye devam edecektir. Lüks tüketim müşterisi ise elbet ortalama bir tüketiciye kıyasla harcama konusunda çok daha rahat davranabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, geçirdiğimiz aylar yabancı markaların domine ettiği Türk lüks tüketim pazarında müşteri olan herkesin kuvvetini kırmıştır.