Ya yeni bir şey söyle, ya yeni bir yol bul

Aslında elim klavyeye bir türlü gitmiyor. Ülkemizde bir yerlerde dünya gündemini belirleyen en hafif tanımıyla tatsız şeyler oluyor.

İnsanlar ölüyor, hayatlar bölünüyor. Ancak ne tuhaftır ki her zamanki gibi hayat devam etmek durumunda. Kişisel inancım ekonominin büyüdüğü, işsizliğin azaldığı ve hakça yaşanılan bir dünyada bu türden kavgaların olmayacağı. Umudum bu sancılı sürecin en kısa sürede aklıselimle bitmesi. Daha huzurlu günlere en kısa sürede ulaşmayı dileyerek son dönem iletişim çalışmalarına bir göz atalım:

Algı yönetiminde televizyon, satış için ise basın ilanları kullanılır geleneği değişiyor. İnternet “seç, beğen, al, deneyimle” olanağını hızlıca sunarak bir katma değer oluşturunca alışılagelen anlayış giderek farklılaşmaya başladı. Tek başına bir mecra kendini kitlelere anlatmak için artık yeterli değil. Ürüne göre farklı mecralarda çeşitli kombinasyonlar yapmak gerekiyor. Elbette şirketler diğer mecralara göre daha pahalı olmasına rağmen televizyonu seçiyor çünkü tüketici ekrana bakarken mesajı hem hızlı hem de zahmetsizce alıyor.

Kurban Bayramı’nda evdeydim. 4 gün boyunca markaların televizyonu nasıl kullandıklarını izledim. Paylaşıyorum.

Kampanya sayısı çok değil, tekrarlar fazla

Çok izlenilen zaman diliminde bir reklam kuşağında çok kez tekrarlanıyor reklamlar ancak marka çeşitliliği açısından çok fazla değil. Birbiriyle konuşanlar, diğerine cevap verenler ve yeni bir yol tutanlar ayrışıyor. Bazıları tek başına solo yapıyor bazıları ise çalışanları dâhil her yöne sesleniyor. Rekabetin yoğun olduğu özellikle hızlı tüketim ürünlerinde markaların iletişimi bırakın kesmeyi yavaşlatmak için dahi şansları yok. Sürekli iletişim yapmak onlar için şart.

BP-Shell ürün kalitesi ve kaliteli hizmet algısını oluştururken hızlı ve kesintisiz internet sağladıklarını vurguladılar ve ünlüleri kullandılar. BP başlayınca Shell duyarsız kalamadı.

TTNet, Vodafone ve Turkcell ürünlerini biraz da diğerlerinin ne yaptığına bakarak eğlenceli bir yolla tanıtmayı seçti.

Bellona Halı Şevval Sam’lı halıda neredeyse bayram boyunca solo yaptı. Ben diğer halı markalarını aynı reklam kuşağında göremedim.

P&G deterjandaki geleneği bozmadı. Kanıt yönteminde halkın hakemliğine başvurdu. Ancak bu kez “diğer kaliteli deterjan” tanımlamasıyla, “Hayır OMO’yu kastetmedim” dese bile ondan söz ettiğini herkes anladı. Bu çıkış bir ilkti.

Aynı hedef kitleye hitap eden Koton-De Facto ve LC Waikiki’ye beklenmedik bir anda Mango da katıldı. Daha önce ne ZARA, ne Stardivarius ne de Bershka’nın televizyon reklamlarına rastlamamıştım.

Koton çocuk segmentine yatırım yapmaya, tartışmalı filmini revize ederek devam etti. Cesur bir çıkış yapmışlardı ama aldıkları tepkiler nedeniyle çocuklar yeni versiyonda akvaryumda yüzen balıklar kadar masumlar.

De Facto bizim gençlerin eğlencelerini taşımış kampanyasına.

LC Waikiki ise “İyi giyinmek herkesin hakkıdır” diyerek sofistikasyonunu reklamlarına taşımış.

Colin’s Murat Boz ile devam diyor. Senaryolarda, “Yaşam bir gitme halidir zaten durursa biter.” anlayışına uygun bir aksiyon var. Yolculuk hâli bitmeyeceğinden konular da bitmez. Oyuncular sempatik.

Coca-Cola bir kez daha yerelleşti. Beğenisini ifade edemeyen Türk erkeklerinin iltifatlarını etiketlerine yazdı. Çok kreatif, akıllıca. Coca-Cola’yı kendi yapan zaten bu yerel dokunuşları.

PepsiCo kısa bir süre önce Doritos için Lady Gaga’yı İstanbul’a getirdi. Ünlülerle konserlerine devam eden marka bu kez Pepsi Cola’nın “Yıldız Stratejisine” uygun olarak Cem Yılmaz’ın Pek Yakında filmine sponsorluk etti. Sponsorluğunu sundu-sunar ile sınırlamadı ürün yerleştirdi, yerleştirmenin PR’ını yaptı ve yaptığı sponsorluğun reklamını yaptı. Promosyon kampanyasını da kampanyasının içine gömdü yani bütünüyle farklı bir yol izledi. Kendinden filmle birlikte organizasyonun öncesinde-esnasında ve sonrasında söz ettirdi. İnanıyorum ki medya görünürlüğü ödediği sponsorluk bedelinden katbekat yukarda oldu.

Her markanın mesajı farklı olsa da hedefleri hep aynı: Aynı kitleye benzer ürünler satmak. Farklılaşmak, farkındalık yaratmak sadece üretim süreçlerinde ciddi ve pahalı bir icat çıkarmakla olmuyor. Paketlemeden sunuma, iletişim kampanyalarından dağıtıma kadar pek çok alanda yenilikçi olmak mümkün. Kendinizi zorlu bir icat için zorlamayın, iş süreçlerinizi masaya yatırın.

Akıllı telefon kullanıcıları hız tutkunu

Ericsson, 2 yılda bir dünya genelinde tüketicilerin nabzını tutan Consumer Lab araştırmasını henüz tamamladı. Mobil teknolojiler üzerinden değişen dünyayı cihazlar ve internet üzerinden daha iyi anlamak için rapordaki verilere bir göz atalım:

Dünya nüfusu 7 milyar, yüzde 20’sinin akıllı telefonu var. Bu da yaklaşık 1,5 milyar kişi demek.

Akıllı telefon sahiplerinin yüzde 43’ü cihazlarını günlük yaşamlarının çok önemli bir parçası olarak görüyor ve hiçbiri bağlantı ve hizmet sorununu kabul etmiyor.

Yüzde 37’si maliyetten çok hıza önem veriyor.

Yüzde 40’ı yalnızca en yeni ve en havalı cihazlarla ilgileniyor.

Türkiye’deki 3G kullanıcıları servis kullanımlarında İngiltere ve ABD’dekilerden ileride.

Akıllı telefon kullanıcılarının; yüzde 91’i sosyal ağları kullanmak, yüzde 87’si resim/fotoğraf yüklemek ve yüzde 86’sı anlık mesajlaşmalarını takip etmek için kullanıyor.

Yalnızca yüzde 17’si internet üzerinden arama yapıyor. Geleneksel ses ve SMS hizmetleri hâlâ revaçta yani kullanıcıların çoğu hem geleneksel hem de internet iletişim hizmetlerini birlikte kullanıyor.

İnternet üzerinden iletişim servis kullanımında Türkiye, dünya sıralamasının üst sıralarında. Türkiye’deki 3G akıllı telefon kullanımında, yollanan her 10 mesajdan 4,4’ü ve yapılan her 10 çağrıdan 3,3’ü internet üzerinden gerçekleşiyor.

Kaynak: Zaman

İLGİLİ HABERLER