Türkiye yumurtalarına sahip çıkmalı!

Sonradan kendisinden şahsen özür dilense de yıllarca en güçlü kolesterol kaynağı yaftasından kurtulamadı. Sonra tavuklara müdahale edilerek bir yerine üç yumurta alınıyor dendi. Şimdi de kahverengiydiler klorla beyazlatılıyorlar diyen üçüncü dalga krizle boğuşuyor yumurtacılar. Oysaki rakamlar gösteriyor; kendi üretmese de alt sat yapan 900 milyon dolarlık Hollanda’dan sonra 400 milyon dolarla en büyük ihracatı Türk yumurtacılar yapıyor. Üretimde ise ilk sıradayız.

17 milyar adet yıllık yumurta üretiminin sadece 40 milyonu organik. 4 milyar TL’lik Türkiye pazarı 3300 kümes, 1100 üreticiden geliyor. 400 kadar üyesi olan sektör çatı örgütü Yum-Bir Başkanı Hasan Konya ve Genel Sekreter veteriner hekim Hüseyin Sungur hedefin 2 milyar dolar ihracat olduğunu söylüyor. Konya ve Sungur ile basın toplantısı sonrasında sohbet ediyoruz.

Ortalıkta bilgi kirliliği var hangisine inanacağız, neden yumurtayla bu kadar uğraşılıyor soruma kimseyi işaret etmeden dikkatlice cevap veriyor Genel Sekreter Sungur. Arjantin ve Meksika’dan ülkemize tavuk- yumurta-kümes yatırımı için büyük yatırımcıların geldiğini, Bodrum’da Türk muhataplarıyla yapılan toplantılardan haberdar olduklarını ve yumurtayı karalayan bir dizi algı kampanyasının ardı ardına sahnelendiğini söylüyor. “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının gıda kodeksine uygun üretim yapılıyor ve sürekli kontrol ediliyor olmamıza rağmen yumurtayı da daha önce beyaz et, süt ve suda olduğu gibi olumsuzlukla anılacak bir noktaya taşımak istiyorlar. Şimdilik olumsuz bir noktada değiliz ama çabamız doğru anlaşılmak” diyen Yum-Bir YK Başkanı Hasan Konya ve Genel Sekreteri Sungur. “Biz yumurtacıyız yani köylüyüz üyelerimizin hakkını korumaya çalışıyoruz. Reklam yapacak bütçemiz yok ama sesimizi halkımıza duyurmaya çalışıyoruz” diyor. Görünen o ki asli sahipleri sahip çıkmazsa birileri folluktaki yumurtayı alıp götürecek.

Peki, yumurtanın hiç mi suçu yok!

“Her organik diyen organik değil” diyor Yum-Bir yöneticileri ayrıca kirli ve çatlak olanların mikroorganizma üretmesi açısından sakıncalarına da değinerek. Aman dikkat diyorlar. Peki, bütün bu karalama kampanyalarına nasıl dayanacaklar? Genel Sekreter Veteriner Hekim Sungur, “Ters söylemler dikkat çekiyor. Karalama kampanyasının gerisinde de dikkat çekme gayreti var. Yumurta üretimini korumak için ortak mücadele etmek şart. Meslek Odaları, ilgili akademik yapılar, TÜBİTAK birlikte çalışmalı. Kaldı ki iddialarla karşılaşmaya hazırım hodri meydan!” diyor. Ya yumurtacının hiç mi suçu yok soruma, “Üretim ve son kullanım tarihi konusunda ileriye doğru kaydırma olabilir” diyerek cevap veriyor. Demek ki yumurta satın alırken ambalajlı ve iyi korunmuş olanına bir de son kullanma tarihine dikkat edeceğiz.

Manşeti Vanlı çocuklar attı

Bu yıl üçüncü kez Van’dayım. Feyyaz Tokar Eğitim Parkını dolduran yüzlerce çocuk parktaki şenliğe katılıyor. TEGV’in İstanbul, Samsun ve Van’daki parklarında gönüllü çocuklarla 8 hafta süren gazete hazırlama sürecinin sonundayız. Gazeteci koçları olarak Nermin Bezmen, Ferruh Altun ve ben onlar kadar heyecanlıyız. Yapı Kredi tarafından 5 yıldan bu yana desteklenen Renkli Kalemler projesinde çocukların Gönüllü Eğitmenleriyle hazırladıkları gazetenin bir parçasıyım. Projeyi değerli kılan, düşünceden ürüne kadar geçen süreçte çocukların işin içinde olması ve bir üretime tanıklık etmesi. Yayın toplantıları ise görülmeye değerdi. Çocuklar, gönüllü eğitmenleri Muhammed Akın ve Ramazan Lüleci’nin de katkısıyla onlarca soru sordular. Elbette soracaklar, gazeteciliğin mayası meraktır.

Renkli Kalemler projesi her ne kadar 8 çocuğun birlikte bir gazete çıkarması olarak gözüküyorsa da gerisinde ciddi bir düşünsel örgü bulunuyor. Yapı Kredi Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri Yöneticisi Nurcan Erhan ve TEGV Kurumsal İletişim Müdürü Özlem Çadırcı başta olmak üzere eğitime gönül vermiş onlarca insanın düşünsel emeğini atlamamak gerek. Baver Arslanargun, Berivan Keve, Eftelya Bayraktar, Elif Aydın, Emre Kılıçarslan, Kıvanç Yıldızdağ, Nazlıcan Atacan, Pelin Çiçek yayın ekibinde yer aldı.

Gazetenin yayınlanmış olması ise aslında çocuklar için bir nevi mezuniyet. Banka yönetiminin projeye verdiği önemi Genel Müdür Yardımcısı Murat Ermert ve Genel Müdür Danışmanı Salih Başağa’nın katılımından anlıyorum. Ancak gördüğüm o ki hem çocuklar hem de gönüllüler somut bir ürüne dönüşen süreçten oldukça faydalanmış. Gazetenin bir parçası olanlar çalışmanın devam etmesini istiyor. Tabi ben de öyle! İsteği Yapı Kredi’nin dikkatine bir kez daha sunarak, yineleyelim.

Van’da aklıma takılan tasmalı kedi

Van’a gidip de kalesini, çarşısını ve Akdamar’ı görmeden dönmek olmaz. Van kahvaltısı, kedisi ise atlanmamalı. Guiness’e hazırlanıyordu “Bak hele bak Yusuf Konak”. Sonradan öğreniyorum ki alnının akıyla çıkmış Vanlılar, Van kahvaltısıyla. Kutlarım. 
Van deyince akla kedi de geliyor. The Van Cat House hemen yolun kenarında. Uğruyoruz ancak gördüğüm kedi manzarası korunmaya alınan ünlü Van kedisinin adına hiç de yakışır gibi değil. Sera etkisi yapan korunaksız camın gerisinde bitkin düşmüş cılız kediler baygın vaziyette yatıyor. En zayıfına gözüm takılıyor. Boynundaki tasmanın sıktığını görüyor ve bakıcısına gösteriyorum. Bütün ısrarlarıma rağmen tasmayı çıkarmıyor hatta diyaloğu çirkinleştiriyor. Biliyorum ki hâlâ o tasma kedinin boynundan çıkarılmadı. Hayvanları sevmeyen birisinin kedi bakıcılığı yapması ne acı ve daha da acısı bunu görmeyen kedi evinin asıl sahibi Van Belediyesi. Haydi, beni ve kediyi bir tarafa bırakın, “Van’da bütün sorunlar halledildi, bir kedisi mi kaldı!” diyebilirsiniz ama kalıyor işte. Akdamar’ı ziyaret eden yabancı turistlerin uğrak yeri olan kedi evindeki bu acımasız manzaranın olanlarda nasıl bir izlenim bıraktığını da bir düşünün hele!

 

İLGİLİ HABERLER