Türkiye sallanıyor, iletişimciler ne yapıyor?..

Türkiye bazılarına göre dış güçlerin de rol aldığı çok ciddi bir siyasi çatışma ve bilek güreşinin, bazılarına göre siyasetin içine çöreklenmiş suîistimal ve irtikap odaklarının ortaya çıkarılmasıyla gündeme gelen türbülansın, birilerine göre de ekonomik ve sonra sosyal ve kültürel transformasyonun oluşturduğu vakum alanlarının içinden geçiyor…
Bu arada Türkiye ekonomisi 2013’ün son ayında bir büyük darbeyle daha sarsılıyor… Aynı tekne içinde olan pek çok sektör kuruluşu bu durum karşısında sessizliklerini bozdular. İster “çıkar grubu” temsilcileri olsunlar, isterlerse “meslek kuruluşu”, “sektörel birlik”, pek çok sektör ya bireysel çıkışlarla ya da kuruluş adına yapılan açıklamalarla bir STK sorumluluğu içinde tavırlarını ortaya koydular.
Ben bizim sektörün ne diyeceğini, nasıl bir tavır alacağını heyecanla bekliyorum. Benim şahsi görüşümü merak edenler gazetede yazdıklarıma şu adreslere uğrayıp ulaşabilirler: http://goo.gl/rEhrZnhttp://goo.gl/bIjiXE
Oysa Türkiye’nin bugününü ve yakın geleceğini çok ciddi ölçüde ilgilendiren, yılın son ayı içindeki gelişmeler konusunda Reklamcılar Derneği, Reklamcılık Vakfı, Yaratıcı Düşünme ve İnovasyon Derneği, Reklam Yaratıcıları Derneği, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği, İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği, Kurumsal İletişimciler Derneği gibi kuruluşların ya tekil ya da toplu halde, ilgili çevreleri doğru bildikleri, mutabık kaldıkları istikamet konusunda uyarma görevini yerine getirmesi gerekir mi, yoksa Gezi konusunda olduğu gibi “başını kuma mı gömecek” göreceğiz?
Ortada da ciddi bir kriz durumu varsa, krizi yönetme, özellikle de krizin iletişim ayağını yönetme durumu vardır. Bu da iletişim dünyasını birinci dereceden ilgilendirir. Salim Kadıbeşegil internet ortamında yayınladığı yazısını e-mail ortamında yollarken şu tanıtım cümlesini kurmuş: “Beni tanıyanlar, daha önceki yazılarıma göz atmış olanlar bilir; ‘Siyasette, sporda ve sekste itibar yönetimi olmaz’ felsefesini savunurum. Çünkü bu kavramlarla ilgili meselelerin içinde; Etik yoktur. Adı yolsuzluklara karışmış bakanlar başkalarından bir baskı veya uyarı gelmeden istifa etmeyi akıl edemezler. Şeffaflık yoktur.” Katılmasanız da, itibarı “nam” karşılığı kullanıyor olduğunuz için bu üç S’de de itibarın yönetilmesi gerektiğini iddia etseniz de, Kadıbeşegil’in söylediklerini beğenseniz de beğenmesiniz de, o hiç değilse bir görüşü ortaya koymaktadır. Peki sektör kuruluşlarımız ne yapmaktadır?
Hiç değilse bir panel düzenleyip karşıt iletişim fikirlerini tartıştırsalar. Bakarsınız “müsademe-i efkârdan, Barika-i hakikat” doğuverir… Hizmet verdiği kuruluşlar için belki “sentez” görüşler çıkarabilirler kendilerince… Kim bilir…

Telve mi Telwe mi?..
TİM’in “İnovasyon Ödülleri”nden birine de layık bulunmuş olan Arçelik’in bence en yaratıcı ürünü hiç tartışmasız “Telve”dir… Önceleri şiddetle ve hatta önyargıyla reddetmiştim. Öyle ya, “Türk kahvesi dediğin bakır cezvede mangal ateşinin külünde yavaş yavaş pişirilerek yapılırdı.” Anneannemden öyle görmüştüm.
Sonra o restoranda bu restoranda beğendiğim kahvelerin nasıl pişirildiğini sordum. Bunlar hem hızlı geliyordu; hem de çocukluğumun kokusu, tadı, köpüğü, telve oranı, dudak payı, sıcaklığı, velhasıl tüm geleneksel “kıvamı” her fincanda değişmiyor, kalite de şaşmıyordu. Sordum, “Nasıl yapıyorsunuz?” diye.“Telve!” dediler. Tüm itirazlarım ve direnç gücüm ortadan kalkıverdi ve o gün bugün benim de hayatıma girdi o makine. 
Bu arada geçenlerde “C Partners” ajansından bir basın bülteni geldi. Çok düzgün yazılmış bir bülten. Biliyorsunuz bizim “Basınla İlişkiler Ajanslarının” yolladıkları bültenlerin yüzde 90’ı çöpe gider. Bir reklam ağzı tuttururlar ki, demeyin gitsin.
Sektörünün lideri! Tüm zamanların öncü kuruluşu! Başarılarını ülke sınırlarının dışına taşıyan! …
Salla, salla gitsin. Dilin kemiği yok ki… Bir iki internet medyası atlayıp olduğu gibi yayınlarsa da dön müşteriye övün: “Bakın nasıl çıkarttık kilit mesajı!”
Ya da ürün tanıtım kitinden neredeyse farksızdır yollanan bazı bültenler. “…, olağanüstü yeni ürünü XZ70A3C807’yi müşterilerinin beğenisine sundu!..” Ürünün adı aynen böyle!.. İnanmayan bana mail atsın, bi dolu örnek göndereyim.
“C Partners” işi iyi yapan, basın ajansı sınırını aşıp halkla ilişkiler ajansı kategorisine sıçramayı çoktan başarmış İDA üyesi kuruluşlarımızdandır. Yolladıkları bültenleri mutlaka okurum. Bunu da okudum.
Şöyle demişler: “Türk kahvesi keyfini falla taçlandıran Tellwe.com, fal tutkunları için geliştirdiği yeni hizmetlerini kullanıma açtı. Kahve falının yanı sıra tarot, kartları, iskambil, kelebek falları ile günün yorgunluğunu unutturan Tellwe.com, “Falcı Özel” bölümü ile falcıların kendine özgü, ilgi çekici ve orijinal fallarına da yer veriyor.
Tellwe.com, gün içindeki molalarda fal baktırmak isteyenleri mekân bağımsız olarak gerçek falcılarla buluşturarak, çok yönlü modern metodu ile insanların hayatlarında alacağı kararlara ve yönelimlere yeni bir boyut kazandırıyor. Bu yenilikle artık falcılar, kendi tasarladığı orijinal ve ilgi çekici falları sisteme ekleyip bu fallara bakabiliyorlar. Açıldığı günden bu yana 300’e yakın farklı falın eklendiği Tellwe.com’daki yeni fallar ise şöyle:
Melek Tarotu, Ten Falı, Remil (Kum Falı) gibi…
Okur okumaz dedim ki, “Helal olsun Arçelik’e… İşte 360 derece iletişime giden yolda bir inovatif adım daha… Telve’ye PR desteği ancak böyle verilebilirdi…” Sonra şeytan dürttü. Girip web sitesine baktım… Arçelik’le hiç alakası yok, iyi mi? Bambaşka bir “iş” (business) yani… Bizce çok da iyi bir “numara”.
Telve ve Arçelik için hâlâ bir fırsat var aslında. Ya “Telwe” ile işbirliği yapılır ve olay daha çok kahve falı odaklı bir konsepte çekilir; ya da bu fikir üzerine farklı bir PR projesi üzerine gidilir. İkisi de yapılmazsa Telwe malı götürür (bir de aynı marka ile bir makine çıkabilir mesela…) ve benim Telve ciddî bir iletişim fırsatı kaçırmış olur.

Türkiye’nin marka vaadi ne olmalı?
2013 yılı içinde Türkiye İhracatçılar Meclisi ve onun çalışkan Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye Markası’nın yurt dışında ortak bir dille ve entegre bir şekilde iletişiminin yapılması için çok çaba harcadı.
Bir İngiliz – İspanyol ortaklığı olan Saffron reklam ajansıyla anlaşan TİM yönetimi, olayı oldu bittiye getirmek istemedi. Çözümlemeleri, “etkileyiciler”, “karar önderleri”, “sosyal paydaşlar” şeklinde özetleyebileceğim hayli geniş bir kitleyle tartıştı. Ortaya çıkacak görsel ifade ve söz düzeninin sadece TİM’in değil herkesin ortak üretimi olması isteniyordu.
Bir yıl içinde tekrarlanmış ve Türkiye’nin siyaset, iş ve iletişim dünyasından üst düzeyde yönetici ve üreticilerin katıldığı ilk toplantı Sapanca’da Richmond otelindeydi. Çalıştay, beyin fırtınası formatındaydı… Hüsran sayılabilecek bir sonuçla bitti. Ne sözü ne biçim… Hiçbir şeyle mutabık olunamadı.
Benzer bir sonuç aradan birkaç ay geçtikten sonra Tarabya Oteli’nde düzenlenmiş olan ikincisi toplantıda ortaya çıktı. Herkes “TİM Başkanı acaba bu kadar kişiyi toplamasa da, kurum kendisi resen mi karar verse? …” diye düşünmeye başlamıştı ki, TİM üçüncü daveti yaptı. Bu kez Çırağan Oteli’nde.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin başkanlık yaptığı toplantıda, kimler yoktu ki… Güven Borça (İletişim Uzmanı), Ömer Burhanoğlu (TİM YK Üyesi), Varol Civil (TEB), İbrahim Çağlar (İTO Bşk.), Demet Sabancı Çetindoğan (MediaSa, Demsa), Özlem Er (İTÜ Tasarım Öğr. Üyesi), Çetin Gürcün (TURSAB Gn. Sek.), Volkan İkiler (Concept Ajans Başkanı), Cem Kaprol (Moda, İş Adamı), Ali Kibar (Kibar Holding), Ali Koç (Koç Holding), Temel Kotil (THY), Akın Kozanoğlu (YASED Bşk. V.), Faruk Malhan (Koleksiyon Mobilya), Rızanur Meral (Tuskon Bşk.), Ayşegül Molu (Reklamcılar Derneği Genel Müdürü), Günseli Özen Ocakoğlu (Gazeteci/Yazar, MT Yayıncısı), Haluk Okutur (Simit Sarayı), Yasin Özhan (Concept Ajans), Burhan Özkan (Danışman), Yasemin Pirinççioğlu (VİP Turizm), Oğuz Satıcı (TİM Eski Bşk.), Tarık Sönmez (Ekonomi Bakanlığı İhracat Gn.Md.), Kemal Yaman (Karadeniz MÜSİAD Bşk. Yrd.), Sinan Yaman (YGA), Zafer Ali Yavan (TÜSİAD Gn. Sek.)…
Mehmet Bey istediği konsensusu bu kez sağladı. Görsel ifade biçimi olarak turkuaz-siyah-beyaz çizgilerden oluşan Osmanlı-Selçuklu üslubunu çağrıştıran hayli kullanışlı, pek çok ihracatçı birliğinin rahatlıkla kullanacağı bir grafik çözümleme genel kabulü elde etti. Ülkenin marka vaadini dile getirecek olan “tagline” olarak ajans “Turkey – Discover the potencial”ı önermişti. Üç öneri daha yapıldı: “Turkey-The Potencial” , “Turkey -Tomorrows Today” ve “Turkey-The Meaning”…
Son olarak da, bu seçeneklerden birer tanesinin hazırlanarak esas hedef kitleye, Türkiye’ye seyahat eden ve ülke dışındaki yabancılara sorulması önerildi.
Hayırlısı olsun, diyelim… TİM Başkanı yakında neye karar verildiğini açıklayacaktır.

İLGİLİ HABERLER