Şu eziklikten bir kurtulsak…

Çocuklar büyüklerden çok daha acımasız… Mesela, bizimkinin en sık kullandığı “aşağılama” söz­cüklerinden biri: “EZİK”!…

Bizde eziklik, “kültürel aşağılık kompleksinin” tipik bir göstergesi olarak çıkıyor karşımıza. Fransa’da 19. yüzyılın sonuna doğru üretimde ıskartaya çıkan Fransa’nın içinde satı­lamayacak malların paketlerinin üstüne “Bonne pour l’orient!” (Şark için iyidir, Şark için yeter de artar bile) damgası vurup bizim bölgemizdeki ülkelere ihraç ederlermiş… Eziklik taa oralardan geliyor yani… Ya da Batılı olmaya özen gösterip çırpınan entelektüelimsi arkadaşların yine Batı tarafından itilip kakılmalarından gelir mesela…

1960’larda festivallere katılmaları için kurulan, Vasfi Uçaroğlu, Şerif Yüzbaşıoğlu, Yurdaer Do­ğulu, Tanju Okan, Tülay German, Erol Büyük­burç, Ersin Ünlüsoy, Kanat Gür, Selim Özer, Ba­şar Tamer ve Ayla Dikmen gibi zamanının ünlü sanatçılarının dönüşümlü olarak yer aldıkları Millî Orkestramızın, “katıldıkları her yarışmada hep birincilik aldıkları” yazılıp çizilmişti. O za­manlar ben de bir Hey Dergisi muhabiri olarak böyle haberler yapmıştım…

Aradan yıllar geçtikten sonra bir Ankara seyaha­tinde yanıma otobüste tesadüfen rahmetli Tanju Okan düşmüştü de ancak ondan öğrenmiştim gerçeği.

Bir kere orkestramızı tren ve otobüsle yolluyor­larmış gidecekleri yerlere… Eziklik durumu 1… Ayrıca katıldıkları festivallerde yarışma yokmuş, orkestramıza bir katılım belgesi veriyorlarmış sadece… Ancak bizim medya olayı şişiriyormuş, sansasyon adına. Eziklik durumu 2… Gerçeği söyleyen olursa neredeyse vatan haini durumuna düşecekmiş. Bu da eziklik durumu 3…

Bu eziklikler hâlâ devam ediyor. Şu Emmy Ödül­leri meselesindeki haber yaklaşımı yeni örneklerinden sadece biri. Ancak bu sefer dijital por­taller ve sosyal medya var. Her ne kadar yalan habere en çok maruz kalan ülkeler sıralamasında yüzde 49’luk oranla hatırı sayılır bir yerde olsak da, halkımızın yüzde 60’ı sosyal medyada duy­duklarına güvenmese de çapraz doğrulamalar yaparak bir haberin aslını öğrenmek için Ankara otobüsünde yanınıza Haluk Bilginer beyin düş­mesini beklemeniz gerekmiyor. Diziyi büyük bir beğeniyle izledim ve bir Haluk Bilginer hayranı­yım. Hiçbir dizisini ya da tiyatro oyununu kaçır­mam. Ancak…

Bu sefer de sosyal medya ve dijital platformlar olmasa Haluk Bilginer’in “Şahsiyet” adlı dizideki rolüyle Emmy Ödülleri’ne aday olduğuna inana­caktık. Haluk Bilginer ve Emmy kavramları yan yana getirilerek yapılan haberlerde yaratılan algı buydu.

Oysa söz konusu olan Uluslararası Emmy Ödül­leri idi, Emmy Ödülleri değil… Sadece ABD’de yayınlanan TV şovlarını hedef alan Emmy geçen ay sahiplerine ulaştı. Tören oldu bitti… ABD dı­şında bazı ülkelerdeki TV programlarının değer­lendirilip ödüllendirildiği Uluslararası Emmy Ödülleri ise 25 Kasım’da sahiplerine verilecek.

Hangi ülkelerden adaylar seçilmiş?

Sayalım: Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezil­ya, Kanada, Kolombiya, Finlandiya, Fransa, Al­manya, Macaristan, Hindistan, İsrail, Hollanda, Portekiz, Katar, Singapur, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, Birleşik Krallık…

Bu bir başarı mıdır? Başarıdır. İnşallah Haluk Bilginer de ödülünü alır. Ancak üç şey yapılması gerekiyordu: 1. Olayı çarpıtmama 2. Olayı abart­mama 3. Olayı hak ettiği mürekkep payında ver­me… Buna bir dördüncü eklenebilir; okuru aptal yerine koymama…

Analog medyanın hâli pür melalinin bir nedeni de bu eziklik duygusundan kurtulamama mıdır acaba?

SAMSUNG’DAN “YETMEZ AMA EVET”LİK HAMLE

Samsung Electronics Türkiye, ana konusu kadına ve çocuğa şiddet olan, senaryosunda sistematik şekilde kadına ve çocuğa fiziksel ya da ruhsal şiddeti içeren hiçbir dizi ve programa; Eylül 2019, yeni yayın dönemi itibarıyla reklam vermeme, sponsor olmama, ürün yerleştirmesinde bulunmama kararı almış.

Ayrıca Samsung Electronics Türkiye Kurumsal Marka ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Barış Gökpınar, reklamveren diğer tüm kurum ve kuruluşları da bu harekete katılmaya davet etmiş.

Çok olumlu bir adım.

Ama alkışlık da değil… “Yetmez ama evet…” Neden?

Firmanın, ülkemizin en büyük yaralarından biri olan kadına ve çocuğa yönelik şiddeti ele alması da elbette beğeniyle karşılanacak bir davranış.

Bu, bir an önce çözülmesi gereken en önemli sorunlarımızdan biri. Acilen davranış değişikliğine neden olacak tedbirlerin alınması, düzenlemelerin yapılması gerek. Peki, davranış değişikliği nasıl sağlanır?

Araştırmalar gösteriyor ki olumlu teşvikler, olumsuz teşviklerden daha etkili. Yani davranış değişikliğini yaratan “ceza” değil, “ödül” sistemi.

Samsung Türkiye bu konuda televizyonu kendine hedef seçerek şiddeti normalleştirdiğini düşündüğü örnekleri bir anlamda, cezalandırma yoluna gitmiş.

Oysa, “reklam vermeme” kampanyasındansa işi olması gerektiği gibi yapanlara “reklam verme” kampanyası yapsa çalışma kesinlikle daha etkili olurdu. O zaman şiddeti normalleştiren örneklerin birer birer azalmaya başladığını görebilirdik. Diğer reklamverenler de bu yolu benimsese işte o zaman televizyonlarımız bambaşka bir yayın politikasına gidebilirdi…

Ceza yönteminin benimsenmesini sadece bu örnekte değil, başka pek çok alan ve örnekte görüyoruz. Peki, ama ödül sisteminin daha etkili olduğu bilinirken neden hâlâ bu yolda ısrar ediliyor?

Çünkü daha kolay.

Ödüllendirerek olumlu teşvikte bulunmak zahmet ister. Televizyon örneği için değerlendirirsek, öncelikle ne görüntülerde ne de söylemde hataya düşmemiş programların tespit edilmesi gerekir. Bu tespit yetmeyecektir, bu tavrın sürdürülmesi de önemli olacağından sürekli takip edilmelidir.

Ayrıca, kültürel üretimler olan dizilerin ve buradaki şiddet sahnelerinin sosyolojik ve psikolojik açıdan da değerlendirilmesi gerekir. Çünkü her şiddet sahnesi “normalleşme”ye hizmet edecek diye bir durum da söz konusu olamaz.

Bir Rüya İçin Ağıt filmini hatırlarsınız… Uyuşturucu bağımlılarının düştükleri batak o kadar doğru bir dille anlatılıyordu ki izleyicinin bu durumu normalleştirmesi bir yana uyuşturucudan tiksinmemesi mümkün değildir… Sapla samanı ayıracak yetkinliğe de sahip olacaksınız yani…

Ödüllendirme için araştırma, araştırmanın yenilenmesi, izlenmesi gibi; altyapı ve çalışma isteyen, süreklilik ve titizlik gerektiren pek çok iş var.

Oysa ceza vermek çok kolay. Senin dizin kötü dersin olur biter. Ama davranış değişikliği konusunda çok da bir şey bekleyemezsin…

İLGİLİ HABERLER