Şeffaf markalar devrine hoş geldiniz

Kıyafetlerinizi kim yapıyor biliyor musunuz? Hayır markasını sormuyorum. Düğmesini kim dikiyor örneğin? İliği kim açıyor? Kuponu kim kesiyor? Tezgahta dokuyan kim? Etiketine bakar nerede yapıldığını anlarım derseniz, bilin ki o da aslında her zaman doğru adresi göstermiyor.

Begüm Egeli Bursalıgil

Örneğin elbisenizin tamamına yakını Uzak Doğu’da bir ülkede hazırlandı ve finişi (mesela fermuarının takılması) İtalya’da mı yapıldı o kıyafet pekala “Made in Italy” (İtalya’da üretilmiştir) etkileriyle satışa sunulabiliyor. Daha açıkça ifade etmek gerekirse, marka algısına müthiş katkıda bulunan ürünün yapıldığı ülke (country of origin) kavramı firmaların kurguladığı türlü “sihirbazlık” numaraları ile ustaca örtülüyor. Buna karşılık tüketiciler ise elbiselerinin gerçekten nerede yapıldığı konusuna eskisinden çok daha fazla akıl yorar durumda. Özellikle 2000 sonrası doğumlu müşteri merak ediyor. Sorguluyor. Markadan doğru bilgi istiyor. İşte bu talepler markaların ister istemez daha şeffaf üretim politikaları izlemesinin önünü açıyor.

Üretimle ilgili detaylı bilgiler etikete giriyor

Geçtiğimiz haftalarda H&M bu konuda önemli bir adım attı. Bundan sonra her ürünleri için websitelerinde ürünün üretildiği ülke, fabrika, fabrikanın adresi, hatta o fabrikada kaç kişi çalıştığına kadar tüm bilgileri paylaşacaklarını açıkladı. Aynı bilgilere mağazalardaki kıyafetlere iliştirilen fiyat etiketlerinden de ulaşılabilecek. H&M aplikasyonu kullanarak oradaki kod scan edildiği takdirde tüm bu enformasyon görünür olacak.

Dünya giyim pazarı toplam 3 trilyon dolar büyüklüğe sahip. 300 milyondan fazla kişiye ekmek kazandırıyor. Bunun içerisinde ise kadınlar çoğunlukta. İlginç değil mi? Kadınların fazlalıkta olduğu bir ekonomi alanı. Hatta dünya çapında kadınların en fazla katkı yaptığı ikinci ekonomi giyim ekonomisi. Hele ki Türkiye gibi üretici ülkelerde durum daha da fazla önem kazanıyor. Kıyafet hazırlamak eve katkı yapmanın en çok kabul gören yollarından biri haline geliyor. Ancak maalesef “konjonktür” gereği kıyafetlerin üzerinde (ve gerçek anlamda üzerinde) en çok emeği olan bu kadınlar ürünün en az konuşulan parçası. Öyle ki, söz konusu çalışan grubu için konuşulmak dahi lüks bir tabir. Onlar adeta yokmuş gibi giyim çarkının en ağır yükünü sırtlanıyor. Sizce de tezgahın ardındaki bu kadınlar biraz ilgiyi hak etmiyor mu?

İşte bu sebeple H&M’in attığı adımın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Yeterli mi? Hayır değil. Ama bir başlangıç. Çünkü bu alandaki en büyük sorumluluk markaya ait. Yani çalışanlar öncelikle hizmet verdikleri marka içinde görünür olmalılar. Marka onlara iyi çalışma şartları sunmalı. İnsanca çalışmalılar.

Sonra onları çarkın içerisinde görünür hale getirmeli. Örneğin tasarımcı ekip biçip dikenlerle tanıştırılabilir. Elbiseyi oluşturan iki kanadı bir araya getirmesinden bahsediyorum. İletişimi arttırması. Üretimde çalışan kadınlara belli konularda eğitim vermesi. Eğitimin illa yaptıkları işle alakalı olması da şart değil. Sonuçta bu kişilerin çoğunluğu evli ve çocuk sahibi. Ev ekonomisi veya çocuk yetiştirme bilinci de gayet tabi üzerine eğitim alınabilecek konular olabilir. Hatta üst yönetim işinden memnun olduğu üreticileri merkeze, markanın farklı ekipleri ile tanışmaya da davet edebilir. Böylece çalışanına hem motivasyon hem de vizyon katar. Tabi maddi olarak ödüllendirmek de cabası!

Sonra defilelerde info-grafik kullanabilir. “Bu elbise X saatte, Y kişinin emeği ile üretildi. Üzerinde Z kadar elle işlenmiş boncuk var. Bu elbiseyi hazırlayan kişi şu, şu, şu özelliklere sahip bir kadındır. Vietnam’da yaşar. Üç çocuk sahibidir. Bu elbiseyi tasarlarken x,y,z özelliklerine sahip bir kadının onu giyeceğini düşlemiştir…)” gibi. Elbise podyumdan yürürken, arkada buna benzer bilgiler yansıtılabilir. Çok mu hayalperest oldu? O zaman sosyal medya çağında hayatını sürdüren marka elbet başka yaratıcı versiyonlar bulabilir.

Bu konuda ikincil görevin ise elbiseleri arzu nesneleri haline dönüştüren medyaya düştüğünü düşünüyorum. Bu kişileri haber yapmak, dergi sayfalarına, Instagram post’larına taşımak, emeklerinden bahsetmek…

Şeffaflık için kurumlar da iş başında

Şeffaflık ilkesine ışık tutan kurumlar da var pek tabi. Bunlar içerisinde en öne çıkan isim kuşkusuz Fashion Revolution. Kurum markaları şeffaflık ilkesi üzeriden (tabir yerinde ise) sınava dahi sokuyor. Yıllık raporlar yayınlıyor. Maksimum skorun 250 olduğu Modada Transparanlık Indeks’ine göre bu sene ilk defa 60’ın üzerinde sonuçlara ulaşan markalar oldu. Patagonia, Adidas ve Reebok bu anlamda ilk üç sırayı paylaşırken H&M ve Esprit oları hemen arkadan takip etti. Aynı araştırma 2018’de gerçekleştirildiğinde markalardan hiçbiri 50’nin üzerinde puan alamamıştı. Bir sene içerisindeki bu gelişme bile umut verici. Dilerseniz Fashion Revolution üzerinden raporları indirebilir. Detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

Konumuza geri dönecek olursak, şeffaflık beraberinde sürdürebilirlik kavramını getirdiği için de önemli. Şeffaflık konusuna hassasiyet gösteren, bu olguyu kendi üretim zincirine katan markalar çevre bilinci ve insan hakları gibi müthiş önemde konulara da otomatik olarak özen göstermeye başlıyor. Ne de olsa deşifre ettiğiniz şeyin ‘iyi’ görünmesini, ‘güzel’ duyulmasını istersiniz. Öyle değil mi? Şeffaflığa önem veren markaların kıymete bineceği tüm moda kulislerinde konuşulurken, bu konuya eğilenlerin kazanacağını söylememe gerek yok herhalde. Hani tıpkı sosyal sorumluluk projelerine önem veren markaların puan topladığı gibi. Aynı hikaye.

Sürdürülebilirliğe gelince, şeffaflık ile beraber dünyada moda sektörünün evrildiği diğer nokta da o. Bugün oraya hiç uzanmıyorum. O da başka bir yazının konusu olsun.

İLGİLİ HABERLER