Reklamı değil, oluşturduğu statü farkını konuşmak gerek!

Çocuklar, arkadaşları arasında statüleri söz konusu olduğunda büyüklerinden daha acımasız olabiliyor. Uzun uzadıya düşünmeden çemberin dışındakilerin üstüne çullanıveriyorlar. Son dönemde “Tarzı olan çocuklar” mesajıyla iletişim yapan Koton ile ilgili tartışmalar süregiderken konuya başka bir bakış açısından yaklaşmak istiyorum.

Yeğenim, ilk 3 yılı zorunlu nedenlerle Anadolu’da okumuştu. İstanbul’da evlerine en yakın okula yazdırdık. Anadolu’dan geliyor olmasına rağmen derslerde başarılı oldu, öne çıktı. Öğretmenleri tarafından onur öğrencisi de seçilince bir anda ilk yıldan bu yana birlikte okuyan bir grup kız öğrencinin tepkisini aldı. Neden olduğunu anlayamadığı, hukuk dilinde mobbing olarak geçen bir tür tacize maruz kalıyordu. Epey mücadele etti, biz de ailece destek verdik ama devam eden baskılar, derslerini etkilemeye başlayınca okuldan aldık.

Taciz, çoğunlukla giysiler üzerinden geliyordu. Maddi koşulları daha iyi olanlar yurtdışındaki modaya daha hızlı ayak uyduruyor, okula yeni giysileriyle geliyorlardı. Okul yönetiminin kıyafetle ilgili bir yaptırımı olmadığından derslerde alt edemediklerinin hıncını markalar üzerinden alıyorlardı. Henüz “teenager” olmamış bu küçük kızların zayıf gördükleri üzerinde bir cerrah edasıyla yaptıkları stratejik operasyonlar bir büyüğün düşünemeyeceği kadar ayrıntılıydı. İz bırakmıyor, kusur yerine geçtiği bile tartışılır yaralayıcı aksiyonlar alıyorlardı.

LC Waikiki ve De Facto gibi Koton da ticari anlamda kârlı gördüğü çocuk giyimine yatırım kararı alınca sanırım çok başarılı olduğu kadın segmentindeki çalışmaların benzerlerini çocukta da kullanabileceğini düşündü. 1,5 yaşında verilen mesajları anlayan, 5 yaşında para, 6 yaşında markanın parayla ilişkisini kavrayan bir nesil büyüyor ve marka bağımlılık yaşı giderek düşüyor.

Koton’un toplumsal zafiyetimiz statü meselesini kaşıyan reklamları beklediği olumlu tepkiyi alamadı. Eminim ki sosyal medya üzerinden olumsuz tepkilerini ortaya koyanlar bir süre sonra ilgilerini başka alanlara yönelteceklerdir ancak ne yazık ki bugün yazılıp çizilenler kayıtlara geçti, arşivlendi.

Koton, yaptığı başarılı hamlelerle bir Türk markası olarak küresel oynuyor. Yolu açık olsun. Kurucuları eminim bu olaydan epey ders çıkarmışlardır. Yeni Türkiye kavramı üzerinden geçmişle yüzleşiyor, eski statüyü tartışılıyorken yeni tartışma alanlarından kaçınmak gerek! Hele konu çocuklar olunca! Bu arada reklamın iyisi kötüsü olmaz diyenleri duyar gibiyim. İnancım odur ki, yeteri kadar tartışacak, yeni-eski diye ayrıştığımız konu varken yenilerini oluşturmasak. Keşke!

Gölgesi kendisinden büyük kampanya

Son dönemin en etkili viral kampanyası Ice Bucket Challenge (IBC). Öyle ki sosyal medya kadar basın ve televizyonda yer aldı. IBC hem sosyal medyanın cazibesine hem de insan doğasının kolaycılığına uyduğu için video sayısı epey yükseklere çıktı. Peki, kampanya çıkardığı ses kadar yardım toplayabildi mi? Toplumdan aldığı tepkiler ve sosyal medya kullanıcılarının ilgi eğrisine ilişkin soruları dijital dünyadaki yansımaları ölçen Somera Generating Insight cevapladı. IBC Türkiye’de ağustos ayında konuşulmaya başlamış. Bugün hâlâ #icebucketchallenge adresinden atılan toplam tweet sayısı 108 bine ulaşmış. Bağış yapmadan prim yaptılar diyerek ünlülere kızanların tweet sayısı toplamın %14’ü, kampanyaya katılan ünlülerden söz edenler %5 ve su israfı diyenler %3 mertebesine ulaşmış. Ünlü tweet’leri sıralamasında ilk üç Cem Yılmaz, Arda Turan ve Hülya Avşar.

Sosyal medyamızı da bir ay boyunca meşgul eden IBC’da toplanan rakamlar şöyle; Türkiye 430 bin dolar, Amerika 100 milyon dolar, İngiltere 3 milyon sterlin, İrlanda 1 milyon dolar, İskoçya 640 bin dolar ve İsrail 120 bin dolar. IBC’ın yadsınamaz katkısı ülkemizde pek de gündeme getirilmeyen ALS hastalığına dikkat çekti. ALS/MNH Derneği Başkanı Yardımcısı İhsan Kaya, Türkiye’de hastalık sürecinde yalnız kalan ailelere destek verecek 30 kadar merkeze ihtiyaç olduğunu, 15 milyon dolarlık bir bütçeye ihtiyaç olduğunu söylüyor. Toplanan yardım ancak ilk adımları attıracak. Gerisi için konuyu bir kez daha gündeme getirerek kampanyaya katkıda bulunmuş olayım.

Vatandaş, günü kurtarma telaşında

Sürdürülebilirlik Akademisi 15 yaş üzeri 1334 tüketiciyle 17 Aralık 2013-31 Ocak 2014 tarihleri arasında Türkiye’nin 7 bölgesinden seçilen 15 ilde online yöntemle yaptığı araştırmada, “Tüketiciler geleceği tehdit eden en önemli konuyu ne olarak görüyor?” sorusu sorulmuş. Cevapların %70’i 18-44 yaş aralığından ve %48’si kadın. B+, B+, C1 ve C2 sosyoekonomik sınıflarının katıldığı araştırmada bakın toplumun nabzı gelecekle ilgili nasıl atıyor?

Adaletsiz gelir dağılımı %19,5. Gelir düzeyi düştükçe bu oran da artıyor

İşsizlik %14,6

Yeşil alanların yok edilmesi %13,1

Çarpık kentleşme %11,2

Susuzluk/Kuraklık tehlikesi %7,1

Açlık tehlikesi %6,8

Temiz-yeşil teknolojiye önem verilmesi %5,7

Ekonomik belirsizlik ve enerjinin verimli kullanılması %5,6

Karbon salınımının artması %3,9

Araştırma bize halkımızın günü kurtarma telaşında olduğunu ve gelecekle ilgili maddi kaygılarının ağırlıkta olduğunu gösteriyor. Çevresel problemler konusunda artan farkındalığa rağmen daha gidecek çok yolumuz olduğunu söylemek ise yanlış olmaz.

Kaynak: Zaman

İLGİLİ HABERLER