Perakendeci değil adeta organize işler örgütü!

Eyüp Sabri Tuncer Kozmetik AŞ’nin 3. kuşaktan Yönetim Kurulu Başkan Vekili Engin Tuncer ile 2007’de yine bu sayfalarda konuşmuş, o söyleşimizde büyük market zincirleri için söylediği, “Böyle devam ederse küçük üretici ölür, KOBİ’ler de marka çıkaramaz.” söylemi epey ses getirmişti.

O tarihten bu yana Ankara’nın köklü markası EST’nin ambalajdan ürün çeşitliliğine, Türkiye’nin kokularından e-ticaret ağına kadar her alanda yaptığı yeniliğe, algısını ulusa markaya nasıl çektiğine tanıklık ettim.

İş yapış biçimini nasıl değiştirdi?

“Türkiye’nin Kokuları” dedi, Çeşme’nin limonu, Diyarbakır’ın karpuzu, Malatya’nın kayısı çiçeği gibi pek çok yeni çeşitle EST’yi içselleştirmemizi sağladı. Görünürlüğüne THY katkısı oldu. New York’a mağaza açma isteğini hâlâ gerçekleştiremediyse de yeni kıtaya gitmeye hazırlandı.

E-ticarete inandı. “Enikonu kolonya! İnternetten satılır mı?” diyenlere pek aldırış etmedi. Siparişler 1 milyon TL’yi geçti.

Önceleri sadece kendi markasını üretiyordu. 2007’den bu yana fason üretime başladı. Başkaları için üretirken öğrendi, başka neler yapabileceğini keşfetti. Gratis’in üreticilerinden oldu.

Kolonya pazarının büyüklüğü 50 milyon TL. EST yüzde 35’le pazarın lider markası. 2014’te de ilk 10 ayda yüzde 30 büyüme var.

Suriye, Ermenistan, Güney Kıbrıs ve Çin tüm dünyada EST 1923 markasının tescilini almış. Çin’i merak ettim. Klasik Çin taktiği diyor, aynı adla üretir, Panama üzerinden satarım diyormuş.

Araştırmalar EST’yi doğal ürünlerle özdeşleştirmiş. Zeytinyağlısı da dahil şampuan ve sabunların üretimi bu tespit sonrası başlamış.

İnovasyon işin merkezine alınmış. Göz yakmayan şampuanlar yakında hayatımıza girecek. Eski ürünlerden vazgeçilmemiş çünkü yeni ürünler klasik ürünlerin satışını da tetiklemiş.

Ar-Ge ve pazarlama için ayrılmış bir bütçe yok ancak her gerektiğinde araştırmaya cömert bir bütçe ayrılmış. Pazarlamaya gelince, ağızdan ağza pazarlamanın nimetlerinden faydalanılmış.

Çeşit artınca ihracat da artmış. Türkler’in olduğu her yerde varlar. Avrupa, Amerika ve dahi Avustralya ihracat alanları.

Yeni ürünlerden ilgimi havada asılı durarak mikroorganizmaları öldüren “hava şartlandırıcı” çekiyor. Yeditepe Üniversitesi’yle geliştirdikleri bu ürünü de piyasada. En çok bu ürün ihraç ediliyor, Kuzey Irak’ta yok satıyormuş. İsviçre’deki Migros’larda da varlar.

Müşteriye duyarlılığı önemsiyorlar, THY’de kullanıp, nereden satın alabilirim diyen yabancılara ürünleri hediye gönderiyor.

3 dosya isim ve slogan tescili sırada bekliyor. Türkiye kokularında Benckiser ile çakışıyorlarsa da süreç karşılıklı iyi niyetle EST lehine işliyor.

Piyasa düzenine itirazı var

Engin Tuncer, doğrucu Davutlardan. Söylediklerini dokunmadan aktarıyorum, “Üreticiler bir nevi perakendeciyi finanse ediyor. Ürün satılıyor ya parasını ödemiyor ya da iflas ettim diyerek mal kaçırıyor. 20 yıldan bu yana çalıştığım bayim iflas erteleme istedi. Borcun üçte birini ödemeyi teklif eden işin erbabı avukatlar ise işbaşında. Babamın, devlet yavaş işler ama tokadı pektir der. İşin peşini bırakmayacağım.

Uluslararası perakende zincirleri ise bir başka problem. 1- Raf kirası, ödemeleri yayma hatta aksatma hâlâ devam ediyor. Küçük üreticilerin dayanma şansı hiç yok. 2- Küresel perakendeciler Türkiye’ye gelirken yabancı yatırım diye hem kendi ülkelerinden hem bizden teşvik alıyor. 3- Franchise verdik diyerek yüklü bir lisans ücreti alıp onu da yurtdışına çıkarıyor. Pek çoğunun üzerine kayıtlı bir bisiklet bile yok. Elemanlarına araba aldırıp sonra kiralıyorlar. Sıkışırsam pılımı pırtımı toplar giderim diyorlar. Biz bu ülkeden başka yere gidemeyiz. 4- Hangi ülkeden geliyorsa önce onları sonra da yabancı markaları raflarına öncelikli olarak diziyorlar. 5- Bize yükte ağır pahada hafif sebze, meyve kalıyor. Bunlar perakende işi yapan market zincirleri değil, organize işler yapan gruplar.”

İş dünyamızı kanunlarla düzenleyenler Engin Tuncer’in söylemlerine ne diyor?

Veliaht kim olsun?

Aile şirketleri ekonomimizin bel kemiği. Ancak ne yazık ki evlatların varlığı şirketin teminatı olmuyor. İstatistiklerde 2. kuşakta yüzde 30’u, 3. kuşakta ise yüzde 5’i ayakta kalıyor. Oysaki uzun yıllara dayanan ticari geçmiş teminat olarak gözükürken bu değer göz ardı ediliyor. Konunun önemi üzerine İstanbul Ticaret Üniversitesi üstünde epeydir çalıştığı ve adına Project Heir/Veliaht Projesi dediği bir sertifika programını Türkiye’de ilk kez hayata geçiriyor. Veliaht projesinde dünyanın önde gelen 3 üniversitesi ve Global Financal Network GFN yer alıyor. Girişimcilik konusunda Babston College, başarılı müzakerelerde Harvard ve uluslararası diplomasi konusunda ise Tufts Üniversitesi’nde program yapılacak. GFN uzmanlarından Amerika’da şirket kurma, ithalat, ihracat kuralları ve uluslararası fon sağlama konuları dinlenecek ve şirketler ziyaret edilecek.

3 üniversiteden sertifika almayı sağlayacak 17 günlük programın İTİCÜ’deki sorumlusu Yasemin Vanlı. “Program katılımcılarına büyük bir değer katacak. Bırakın Harvard, Babston ve Trufs ile bir sertifika programını yapmayı birlikte anılmak bile çok zor. Bu bir ilk.

Programı, emekle kurduğu işi evlatlarına bırakmayı düşünen kurucu ana-babaların, yeni girişimcilerin ve bizzat işi ben devralacağım diyen gençlerin dikkatine hararetle sunuyorum. Ayrıntılar için bir de adres vereyim: www.piec.ticaret.edu.tr

Kaynak: Zaman

 

İLGİLİ HABERLER