İsmailağa Cemaati’nin marka yönetimi

Ali SAYDAM

İsmailağa Cemaati ile cemaatten ayrılan Fatih Medreseleri grubunun “İsmailağa markasını kullanma” konusundaki anlaşmazlıkları ve sonrasındaki mahkeme süreci iletişim, marka yönetimi…
PAYLAŞ

İsmailağa Cemaati ile cemaatten ayrılan Fatih Medreseleri grubunun “İsmailağa markasını kullanma” konusundaki anlaşmazlıkları ve sonrasındaki mahkeme süreci iletişim, marka yönetimi konusunda vaka analizi yapmak isteyenlerin dönüp mutlaka incelemeleri gereken bir olay…

Sonuçta cezaya hükmedilen rakamlar hiç önemli değil. Ancak bir zihniyet ve yaklaşım değişikliğinin toplumda aldığı boyut açısından olayın gelişimi çok önemli. Özeti şu: İsmailağa Cemaati ile cemaatten ayrılan Fatih Medreseleri grubunun “İsmailağa markasını kullanma” konusundaki anlaşmazlıkları mahkemeye taşınmış. Marka ihlali davasında cemaat lehine karar veren mahkeme İsmailağa Medya A.Ş.’yi 5 bin TL tazminata mahkûm etmiş. 1979’da kurulan İsmailağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı ve 2011’de kurulan İsmailağa Derneği, 2007’de “İsmailağa” ve “İsmailağa şekil” markalarını Türk Patent Enstitüsü’ne tescil ettirmişler. Cemaatten ayrılan Masum Bayraktar’ın kurduğu Fatih Medreseleri bünyesindeki İsmailağa Medya A.Ş.’nin 2015’teki “İsmailağatv”, “Kanalismailağa” marka başvurusu doğal olarak reddedilmiş. Öte yandan İsmailağa dernek ve vakfı, İsmailağa Medya A.Ş.’nin www.fmtv.com.tr alan adı üzerinden “ismailaga.com.tr” sitesine yönlendirme yaptığını ve markayı haksız şekilde kullandığını iddia etmiş.

Fmtv.com.tr sitesinde marka haklarına tecavüz eden yayınların yapıldığını belirten dernek, mahkemeye başvurarak fatihmedreseleri. com ve fmtv.com.tr internet sitelerinin kullanımının engellenmesini, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve alan adlarının kendilerine devredilmesini talep etmiş. Dernek ve vakıf, İsmailağa Medya A.Ş.’ye bin TL maddi, 5 bin TL manevi tazminat davası açmış. Bu olayı neden uzun uzun yazıyoruz? Şu yüzden: Fikrî mülkiyet haklarının (Intellectual Property Rights) korunması ve savunulması ülkemizde son yıllarda yeni yeni gelişmekte olan bir uygulama. Kapitalizmin gelişimi ve marka yönetiminin en kritik alanlarından biridir.

“İsmailağa” dini bir sembol mü?

Bu kadar ileri, gelişmiş ve karmaşık bir konuda bir çırpıda dışarıdan bakıldığında gelişmişliğin dışındaymış gibi mütalâa edilen toplum kesimlerinin bu konuda gösterdikleri hassasiyet dikkat çekici. Kendilerinin çok gelişmiş olduğunu iddia eden ve fikrî mülkiyet haklarını en kolay “yenen” lokma olarak gören ya da kendi fikrî mülkiyet haklarını koruma konusunda en ufak bir kaygı duymayan kesimler için ders niteliğinde olabilir… Habertürk’ten Hayati Arıgan’ın verdiği habere göre Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada bir de ilginç tartışma yaşanmış. İsmailağa Medya A.Ş., dini sembollerin tescil edilemeyeceğini belirtmiş. İsmailağa adının Şeyh İsmail Efendi’den geldiğini, dini bir sembol olduğunu belirten şirket bu nedenle “İsmailağa” markasının tescil edilemeyeceğini ileri sürüp davanın reddini istemiş. Dosyanın gönderildiği bilirkişi raporunda “İsmailağa” ibaresinin dini değer ve sembol olmadığı, davalı şirketin “İsmailağa” markasının bulunmadığı, ticaret unvanı kullanımının yanında markasal kullanıma taştığı için marka tecavüzünün bulunduğu belirtilmiş.

Olayda “marka hakkının tecavüzü” ve “haksız rekabet” olduğuna hükmeden mahkeme de bunun durdurulması için şirketin ticaret unvanından “İsmailağa” ibaresinin kaldırılmasını kararlaştırmış. Olayda bir de ilginç kriz iletişimi uygulaması var… Bakın şöyle: İsmailağa Cemaati bir açıklama yaparak demiş ki: “Fatih Medreseleri’nin kurucusu Masum Bayraktar zamanında cemaate mensuptu. Yaptığı yanlışlardan dolayı Mahmud Efendi Hazretleri (Mahmut Ustaosmanoğlu) camiadan bizzat uzaklaştırdı.” Türkiye’de en fazla mensubu bulunduğu cemaatlerden biri olduğu ifade edilen İsmailağa Cemaati’nde son dönemde çeşitli gruplar ortaya çıkmış. Fatih Medreseleri, Kıyam Der, İsmailağa Camii İlim Ve Hizmet Vakfı, Marifet Derneği gibi gruplar kendilerinin cemaatin temsilcisi olduklarını söyleyerek öne çıkmaya çalışmışlar. Fatih Medreseleri ile KıyamDer’in geçen yıl umre sırasında birbirlerine girdiği, bu olayda sekiz kişinin yaralandığı ve bunun sonunda cemaat içindeki ayrışmanın tekrar gündeme getirilerek krizin yönetilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. İletişim, marka yönetimi konusunda vaka analizi yapmak isteyenlerin dönüp mutlaka incelemeleri gereken bir olay…

Bir garip açıklama

arterHaber medyada, “AK Parti’nin kuruluşundan bu yana 16 yıldır reklam ve tanıtım işlerini yapan Arter Ajansı, AK Parti ile yollarını ayırdı” diye verildi. Her ne kadar medyada böyle yansıtılmış olsa da gerçek herhalde Arter’in AK Parti’yi terk etmesi değil de AK Parti yönetiminin ve de herhalde Sayın Cumhurbaşkanı’nın Arter’e “teşekkür etmesi” şeklinde tecelli etmiştir. Ya da fiili durum öteki türlü olsa bile algılama bu şekilde oluşacaktır. AK Parti’nin isim babası olduğu bilinen, amblemi olan ampulü tasarlayan, siyasi iletişim klasikleri arasına girmiş pek çok kampanyaya imzanı atmış olan ancak 15 Temmuz hain darbe girişiminde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü üzerinde oğluyla birlikte şehit edilen merhum Erol Olçok’un kurduğu, daha sonra kardeşi Cevat Olçok’un başına geçtiği ajans ayrılığı Twitter adresinden duyurmuş. Açıklama şöyle: “Kamuoyuna duyuru… Arter Reklam olarak 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri siyasi iletişim çalışmalarında yer almayacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz. Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin 24 Haziran seçimlerinden de başarıyla çıkacağına inancımız tamdır. Arter” Haberin hemen altında yer alan notlarda da şu bilgi verilmiş: “AK Parti’nin 24 Haziran seçimlerine Faruk Acar’ın başında bulunduğu AndyAr şirketinin kampanyalarıyla hazırlanacağı iddia ediliyor.” Şimdi…

  1. Her iletişim eyleminin bir iş hedefi olması gerekir… Bu bağlamda bu açıklamayı bir reklam formatında Twitter’a koyan Arter’in amacı ne olabilir ki! “Ortaya çıkan işin sorumluluğu bende değil” diyerek, kötü işlerden sıyrılıp itibarını korumak mı?
  2. Diyelim ki öyle… Her iletişim eyleminin bir hedef kitlesi ve sosyal paydaşları vardır. Bu durumda kimdir bunlar? İş dünyası ve haydi diyelim reklam sektörü ancak herhalde kamuoyu değil. Kamuoyunu ne ilgilendirir ki; kimin, kimin iletişim işlerini yürüttüğü. Hangi kurumun reklamlarını hangi ajansın yaptığını kamuoyu bilir mi? Ya da halk, hangi siyasi partiye hangi ajansın hizmet verdiğini ille de bilmek mi ister? Hiç sanmam…
  3. O zaman sorulacak soru şudur: Bu garip ilan neye hizmet etmiştir? Siyasi iletişimle ilgilenenler için bir efsane olan Erol Olçok’un ajansının itibarını koruyup bu şekilde daha çok ticari başarıyı elde etmesine mi yoksa AK Parti’yi kızdırdığı için AK Parti ile ilgili ve onu destekleyen hiçbir kurum ve kişiden bundan böyle iş alamamasına mı? Peki ya diğer potansiyel reklam hizmet alma olasılığı olanlar? Onlar da “Bu Arter bir gün bizimle de ilgili böyle bir açıklama yapar” diye çekinmezler mi acaba?Bizce Arter biraz ayağına kurşun sıkmış gibi. İnşallah toparlarlar durumu ve en azından Erol Olçok’un anısı adına bu mini krizi lâyıkıyla yönetip kısa zamanda düzlüğe çıkarlar.
PAYLAŞ