Hikâyesi olmayanların marka olma şansı daha az

İnsanlar satın alma kararlarını çoğunlukla duygularıyla veriyor. Yoksa ürün ve hizmetlere Lovemark derler miydi?

Kevin Robert, Lovemark terimini ilk kullanan pazarlama gurusu. Üstat, “Parayla aşk satın alamazsınız ama aşk size para kazandırabilir.” diyor. Mark Gobe bir başka öngörüde bulunuyor, “Duygular mesajları duyulardan alarak beslenir. Bir marka ne kadar çok duyuya hitap eder ve duyular arasındaki ilişki ne denli güçlü olursa ürününüzün başarısı da o kadar yüksek olur.” Gerald Zaltman metaforlardan söz eder, “Metaforlar zihnimizi daha çok çalıştırıp derinlere götürür. Müşterinizin hafızasında silinmeyecek bir anı bırakır.” diyor yani kısaca sürprizlerin paha biçilmez bir deneyimin yaşattığından söz ediyor. Pine&Gillmore, “Tüketiciler için artık memnuniyet yetmiyor. Markalar müşterilerinden daha çok teşekkür almalı. En çok teşekkürü alan en yüksek fiyata satabilir.” diyor.

Teşekkürün ekonomisi mi olur?

Marka olmak için uzun ve meşakkatli bir yolda sabırlı ve dikkatli olmak gerektirdiğini bilmem söylememe gerek var mı? Hele sayıları giderek artar ve ‘ben daha iyiyim’ diyerek göz kırparken yüzlerce ürün arasından seçilmek hiç de kolay değil. Kolay değil ancak markalar için fırsatlar denizi tükenmiş de sayılmaz. Sürdürülebilir bir işletmenin teminatı için sağlam iki yol var:

1-Eşitleri arasından farklılaşmak yani üretim, dağıtım, satış, ambalaj, fiyatlandırma dâhil yenilikçi olmak, değişen tüketici ihtiyaçlarına dikkat kesilmek.

2-Olmazsa olmaz müşteri memnuniyetinin ötesine de geçerek tüketiciyi şaşırtmak, sürprizler yapmak.

Rekabetin zorlu olduğu pazarlarda kalitesiyle başa baş mücadele eden ürün ve hizmetlerde öne geçmenin teminatı tüketiciden alınan “teşekkür” sayısı. Pazarlama profesyonelleri buna “Teşekkür Ekonomisi” diyor. Kavramın bizzat kendisi merak uyandırıyor. Daha şimdiden yazılan kitaplar, yapılan araştırmalar ve teşekkür sayısını artırmaya yönelik danışmanlıklar ekonomik bir büyüklük yaratıyor.

Hikâyeniz var mı hikâyeniz!

Artık ne derseniz deyin tüketiciniz bildiğini yapıyor. Onun aklını sadece markanızın etrafında oluşturduğunuz evren çeliyor. Potansiyel müşteriler kendilerini vaat ettiğiniz dünyanın bir parçası olarak görmek isterse ürününüzü satın alıyor. Peki, öyleyse sağlam bir hikâye nasıl yazılır? Ayrıntılı dosya Marketing Türkiye’de ama size kestirmeden 5 adımlık yol haritası;

1-Kökler: Kim olduğunuz, nereden geldiğiniz çok önemli. Sıfırdan zirveye tırmananlar, mütevazı bir mirası imparatorluğa çevirenler ya da bir kahramanlık hikâyesi olanlar çok şanslı. Yoksa da zararsız bir tanesini siz de yazın.

2- Kimliğiniz: Para kazanmak dışında varoluş sebebiniz, ne olduğunuz, ne için mücadele ettiğiniz. Sosyal amaçlı idealist yaklaşımlar müthiş hüsnükabul görüyor. Yoksa muteber bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi yapın.

3-Kişiliğiniz: Bu mücadeleyi kime, neye, hangi yerleşik anlayışa karşı verdiğiniz. Mücadeleci, özgür bir ruh sempati oluşturuyor. Pazarı baskılamış bir markaya karşı verilen cesurca mücadele sempati topluyor.

4-Başarınız: Mücadeleyi kazandığında hangi hayali gerçekleştireceğinizi dillendirin. Unutmayın hedefe ulaştığınızda tüketicinize vaat ettiğiniz dünyayı eksiksiz sunmalısınız. Müşterileriniz başarınızda katkısı olduğunu düşünmeli.

5-Yoldaşlarınız: Mücadeleyi verirken kimlerle kol kola girdiğiniz önemli. Bu noktada itibar en önemli kaldıraç. İtibarlı yol arkadaşları hızınızı artırır, geniş kitlelerce kabulünüzü sağlar.

Dünya pazarında Türk zeytinyağının şansı artıyor

Zeytin etrafında oluşan ekosistem 10 yıldan bu yana Ayvalık Hasat Şenliği’nde buluşuyor. Kuzey Ege’de doğan pek çok zeytinli marka var. Ana Gıda’nın üç markası Komili, Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra’nın da doğum yeri Ayvalık. Ana Gıda Genel Müdürü Ümit Ersoy, ülkemizde giderek artan üretim ve kaliteye dikkat çekerek, gelecek için ümitvar konuşuyor. Ersoy, “Sadece hasat zamanı değil yılın her anına yayılmış bir farkındalık çalışması yapmak ve hedefe stratejik bir plan üzerinden yürümek şart.” diyor.

Dünyada 1 milyar zeytin ağacı bulunuyor. Yüzde 50’lik payıyla İspanya zeytinyağının en büyük üreticisi. Onu yüzde 15 ile İtalya, yüzde 7 ile Yunanistan takip ediyor. Bizde de yüzde 4’lük bir potansiyel mevcut. Küresel ısınma başta İspanya olmak üzere zeytin üretimini etkiliyor. Genel Müdür Ersoy, bunun Türkiye için bir fırsat olabileceğine dikkat çekerek son yıllardaki tarım teşvik politikalarıyla ekili alanların yüzde 28 büyüdüğüne dikkat çekiyor. Türkiye’de 167 milyon zeytin ağacı ile dünyadaki zeytin ağaçlarının yüzde 16’sına sahip. Zeytinyağı için öngörülen 2014 ihracat rakamı ise 250-300 milyon dolar aralığında.

Markalı ihracatın önemine değinen Genel Müdür Ersoy, Ana Gıda’nın 45 ülkeye 34 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söylüyor. Ancak Avrupa pazarına girmek çok da kolay değil. AB’de çiftçiler, aldıkları devlet teşvikleriyle dünya pazarında çok daha rekabetçi ayrıca Tunus ve Suriye’ye ayrılan yüksek ihracat kotaları nedeniyle Türk zeytinyağının AB’ye girmesi engelleniyor. Görülüyor ki ihracatı artırmak için zeytinyağına kamu başta olmak üzere tüm bileşenlerin topyekûn odaklanması şart.

Kaynak: Zaman

İLGİLİ HABERLER