Geleceği görmek için “Alfa kuşağı”na bakın!

Bir teknolojik gelişim ve onun tetiklediği deği­şim bir anda bir mes­leği ya da günlük ha­yatımızın vazgeçilmez sandığımız bir rutinini ortadan kal­dırabilirken, bir marka nasıl olur da geleceğinden emin olabilir? Belirsiz ve hızla evrilen gelecekte markaların ha­yatta kalabilmesi için ellerindeki tek güç geleceği mümkün olabildiğince tahmin edebilmekten geçiyor. İşimiz çok çok zor olsa da geleceğin ipuç­larını görebilmek mümkün. Birçok araştırmaya göre teknolojik gelişme­ler artık simetrik işlemiyor.

Yani an­lık değişkenler bir anda tüm dünyayı değiştirebiliyor. Örneğin Instagram’ın hayatımızda yarattığı paylaşım isteği­nin ekonomideki etkilerini ve yarat­tığı yeni nesil fenomen ünlülerini bir düşünün. Bunun ekonomideki etkileri birçok sektörde görülüyor. Restoran­lar menüsü kadar fotoğraf çekmek için oluşturdukları deko­rasyon köşeleriyle dikkat çekiyor. Örneğin Suadiye’deki Emilia Café’de yemek yemeden sadece girişteki çiçekli duvar önündeki salıncakta fotoğraf çektiren misafirler gibi. Yeni nesil sergile­rimiz olarak sadece fotoğraf çektirmek için kurulan Ice Cream Factory (Miami’de yer alan dondurma temalı sergi) gibi dene­yimler ya da bir anda tüm Türkiye’yi fotoğraf çektirme aşkına sanatsever yapan Contemporary İstanbul gibi organizasyonlar ön plana çıkabiliyor.

Biz pazarlamacıların, geleceğin şifrelerini öğrenmek için ilk önce geleceğin kuşağını tanımamız gerekiyor. Çok ama çok farklı bir kuşak geliyor hatta hayatımıza çoktan girdiler. Evet, bugüne kadar her kuşak farklılık gösterdi ama ilk defa bir ku­şak tüm teknolojik değişikliklerin içinde doğduğu için normal kuşaklardan tümüyle farklı olarak yetişiyor. Alfa kuşağı, şu ana kadar 12 yaşını doldurmamış jenerasyon olarak adlandırılıyor.

Şahsen bu kuşak ile ilgili çok sayıda araştırma ve sunum yapma­ma rağmen hâlâ değişimlerini tam olarak anlamakta çok zorluk çekiyorum ancak araştırmalarıma de­vam ediyorum. Çünkü gelecek onla­rı tam anlamaktan geçiyor ki inanın bahsettiğimiz gelecek öyle arkamıza yaslanıp rahatça bekleyecek kadar da uzak değil…

2013-2030 arası doğan kuşak bizim için alfa kuşağı olarak adlandırılıyor. iPad ile doğuyorlar, sınırsız bilgiye sahip olabiliyorlar. Kuşakta en çok farklılığı yaratansa mümkün oldukça fiziksel görüşmelerden ve çevreleriyle doğrudan iletişimden kaçınmaları oluyor. Ailede devam eden alışkanlıklardan dolayı belki babalarıyla futbol maçı izleyecekler ama asıl ilgileri espor alanında olacak. Onların maçları ve arkadaş toplanmaları bilgisayarda olacak. Milyonlarca dolar harcadığımız basketbol ve futbol sponsorluklarının değeri giderek azalacak.

Alfa kuşağı hayatımızda…

2013-2030 arası doğan kuşak bizim için alfa kuşağı olarak adlandırılıyor. Bahsettiğim gibi iPad ile doğuyorlar, sınırsız bilgiye sahip olabiliyorlar. Anne babaları yerine Google’a sorarak onları kontrol ediyorlar. Bu kuşakta en çok farklılığı yaratan ise mümkün oldukça fiziksel görüşmelerden ve çevreleriyle doğrudan iletişimden ka­çınmaları oluyor. Ailede devam eden alışkanlıklardan dolayı belki babaları ile futbol maçı izleyecekler ama asıl ilgileri espor alanında olacak. Onların maçları ve arkadaş toplanmaları bilgisayarda olacak. Bu da bizim dünyamızda farklılıklar yaratacak. Milyonlarca dolar harcadığı­mız basketbol ve futbol sponsorluklarının değeri giderek azala­cak. Geçen yazımda bahsettiğim gibi, espor gibi yeni yükselen sa­nal alanlar markalar için de yeni milyon dolarlık reklam alanları olacak ki olmaya başladı. İlk aşamada teknoloji ve hızlı tüketim ürünleri yer etmeye başlamış olsa da çok yakında tüm markalar bu alana ilgi gösterecek. Ama bu alanlara girmeden öncelikle ge­çiş aşamasında mevcut pazarlama aktivitelerimizi ve kurumsal çalışmalarımızı nasıl düzenlediğimiz çok önemli.

Alfa kuşağını pek çok alanda ele aldık. Onların bağımsız ve dü­şük marka sadakatlerini zaten çok tartıştık. Aynı zamanda doğ­rusal iletişim eksiklikleri, farklı sosyal iletişime yönelmeleri ve dikkat dağınıklarıyla birlikte çok farklı müşteri profillerinin bizi beklediğini konuştuk. Bizim çocukluğumuz gibi onların artık bi­rinci hayalleri bisiklet sahibi olmak değil. Onların hayali Fortni­te’da eşsiz bir silahın sahibi olmak. Evet, fiziki bir ürünün hayali değil sanal oyun dünyası içeresinde sanal bir ürünün hayalini kuruyorlar. Öyle bir ürün ki onu tüketiciye getirmek için bin­lerce çalışan, onlarca tedarikçi endüstrisi ile oluşmuş bir fabrika ve dağıtım ağı yok. Sade­ce bir ofiste çalışan yazılım ekibinin oluştur­duğu bir oyun içerisinde yer alan bir dizi kod var. 3 adet kod devasa bir sektörün yerini alı­yor. Fiziksel aktiviteler yerine daha çok sanal aktiviteler çocukların tercihi oluyor.

Bizim çocukluğumuz gibi onların artık birinci hayalleri bisiklet sahibi olmak değil. Onların hayali Fortnite’da eşsiz bir silahın sahibi olmak.

Çocuklar sanal dünyayı tercih ediyor

İşim gereği Disneyland ve benzeri tema park­lara onlarca seyahat düzenliyorum. Bu ayki yazımı yazarken bu seyahatlerimden birindeyim. Daha bugün saha gezilerimden bir tanesinde Disneyland’da gözlemlediğim çok trajik bir çıkarımı paylaşmak istiyorum. Dünyanın bir çocuk için en çok ilgi çekici ve heyecan verici mekanı şüphesiz ki Disneyland’dir. Sayısız sü­per kahramanı, son teknoloji atraksiyonları ve inanılmaz renkli bir deneyim tasarımı ile eşsiz bir mekan. Ama daha bugün Ka­liforniya Disneyland içerisinde kaç tane çocuğun elinde tema parkı gezerken iPad ya da telefon gördüğümü ve çocukların bu dünya içerisinde bile kendi sanal dünyalarında olmak istediğini sizlere tarif etmekte zorlanıyorum.

Evet, kahramanların gerçek dünyası içerisinde bile onlar Mickey’yi iPad’den izlemeyi tercih eder olmuşlar. Şu an belki oranı 100 çocuktan 20 tanesi ama bu 2 yıl içerisinde yüzde 30 ve 5 seneye belki yüzde 60 çocuk oranı olacak. Disneyland bile zor­lanırken sizin markalarınızın bu çocuklar için ne kadar öncelik sağlayacağını bir düşünün. 5 sene önce Disney Üniversitesi’nde eğitim alırken Wi-Fi’nin serbest olup olmamasını tartışıyorduk. Dünyanın en iyi tematik alanında neden sanal gerçekliği öne çı­kartalım konusunu Disney firması sert bir şekilde tartışıyordu. Geçen sene katıldığım eğitim toplantısındaysa Wi-Fi çoktan üc­retsiz olarak tüm parkta yer almaya başlamış ve hatta tüm fiziki aktivitelerin telefon için sanal gerçeklik aktiviteleri yapılmaya başlamıştı. Dünya bu değişime ayak uydurmaya zorlansa da çalışıyor. Biz Türkiye olarak ne kadar hazırız? Biz stratejimizi hazırlıyor muyuz?

Gelecek, teknolojiyle fiziksel dünyaların buluşturduğu alanda

Deneyim tasarımı ve yeni yatırımımız Imagineer Kids için bir­çok AVM yatırımcısı ile görüşüyorum. Çocuk sabit alanlarını yeni nesil çocuklara uygun hale getirmek için görüşmeler yapı­yoruz. Tema parklar ile çalışma koşullarını konuşuyoruz. Fakat hâlâ top havuzları, atari oyunları ve yeni yükselen trend olan trambolin parklar devam ediyor. Ya da çok geriden geldiğimiz konularda trende uyarak ve abartarak ilerlemeyi tercih ediyo­ruz. Mesela şu an tüm AVM’lerin gündeminde espor arenası sa­hibi olmak var. Açılanlar da oldu. Peki, espor arena için yeterli oyuncumuz var mı? Alfa kuşağı evden çıkarak oynamak için bu mekanlara gelir mi, yoksa Taksim’de yer alan internet kafelerin mi anca yerini alırlar? En son trend olan trambolin parklar ener­jilerini atmaları için yeterli olur mu? Ya da yaptığımız lisanslı çocuk etkinlikleri ne kadar etkili? Devam ettirilebilir mi?

Bu soruların cevabı benim için hayır. Disneyland bile giriş sayı­larında şu an olumsuz bir etki görmese de çözüm aramaya baş­ladı. 186 tane yüksek rekabetli İstanbul AVM’sinin de bu doğ­rultuda çok çok acil stratejilerini belirlemesi gerektiğini düşünüyorum. Yenilik yapmak için açılacak AVM’ler bile hâlâ arcade yani atari salonları ile açılmayı planlıyor. Ortala­ma 15 bin dolara bir atari makinesi alıyorsu­nuz ama farkındaysanız o atarinin yaptığını artık basit bir telefon da yapabiliyor. Şu an hâlâ yüksek ciro yapabilmelerinin tek nedeni evden zorla çıkartılan ve tabletleri ellerinden alınan çocukların AVM içerisinde kısa süreli ağrı kesicileri yani atari oyunları. Çözüm ise teknolojiyi kullanarak sanal dünya ve fiziki dünyayı birleştirmek… Mesela Disney’de yer alan VOID. Dünya­nın ilk ultra arttırılmış sanal gerçekliği.

Yeni Star Wars oyununu Kaliforniya’da deneyimledim. Tek kelimeyle inanılmaz. Gerçek ve sanal dünyanın tam anlamıyla birleştirilmesinden önceki son viraj. Gerçekten bir Star Wars Cumhuriyet uzay gemisi içerisin­de fiziki olarak yürüyor ve fiziki olarak etkileşime geçebilirken bir yanda lazer silahlarınızla savaşabiliyorsunuz. İşte gelecek bu lisans yani sevilen kahramanların teknoloji ile fiziksel dün­yaların buluşturduğu alanda. Oysa biz hala dünyanın 10 sene önce deneyimlediği alanları test etmeye çalışıyoruz… Umarım ABD’nin 2000’lerinde terkedilmiş AVM’lerine ve boşaltılmış tema parklarına dönmeyiz ve daha stratejik düşünebiliriz.

İLGİLİ HABERLER