Bir şehrin algısını kayısının ötesine taşımak mümkün mü?

Anadolu’nun doğusuna uçanların THY CIP salonunu hınca hınç doldurduğu sabah ezanı saatlerindeyiz. O meşhur mavi ışıktan eser yok! Gökyüzü kapkaranlık. Yolcular her zamankinden daha telaşlı. Yiyecek setine yakın bir masa bulup ilişirken görüyorum masadaki ünlü yolcuları. Cem Yılmaz’ın arkası dönük, Şener Şen ile göz göze geliyorum. İster istemez bir refleks, tanıdık birini görmüşçesine yüzümde hafif bir gülümseme. Doğal olarak ilgi alıyor köşe masa bakışlar üzerlerinde. Malatya’ya giden bu tek sabah uçağına binmek durumunda herkes. Akşam Malatya Uluslararası Film Festivali’nin açılış galası var.

Bu yıl sekizinci kez yapılıyormuş. Dönemin vizyoner valisi Prof. Dr. Ulvi Saran’ın onlarca projesinden birisi olarak başlamıştı. Malatya Valiliği ve Büyükşehir Belediye Başkanlığınca himaye ediliyor. Bu yıl dördüncü kez katılıyorum. Her geçen yıl giderek büyüdüğünü görmek ise hem sinema sanatı hem sanatçılar ve hem de Malatya için çok değerli.

Bu yıl festivale güçlü sanatçılar katılmış. Adana Altın Koza’nın adı Adana Uluslararası Film Festivali, Antalya Altın Portakal’ın adı Antalya Uluslararası Film Festivali olup bu değişikliklerin basına yansıyan yanıyla içerikte yarattığı durum Malatya Uluslararası Film Festivali’nin şansını arttırmış. Jüri Başkanlığını Nuri Bilge Ceylan’ın yaptığı, onur ödüllerinin Şener Şen, Perran Kutman ve Osman Sınav’a verildiği, Cem Yılmaz ve daha pek çok ünlü aktör, aktris ve de yönetmenin buluştuğu Malatya Uluslararası Film Festivali sinemanın buluşma noktası olma yolunda hızla ilerliyor. Bu yıl festival komitesinin Prof. Dr. Ulvi Saran’a bir ödül vermesi ise takdirle karşılandı.

Laiklik bu topraklarda çok önceden başlamış

Malatya kayısıyla anılır. Doğal olarak da şehrin konumlanması da tarım ve özellikle kayısı üze- rinden yapılır. Kayısı, kiraz başta olmak üzere bölgede pek çok tarım odaklı festival yapılırken festival olgusu tüm ilçelerine yaygınlaştırılarak yapılan film gösterimiyle bu yıl bir başka evreye geçmiş. Sayısı giderek artan dört-beş yıldızlı Malatya otelleri festivalin destekçileri arasında. Beni Altın Kayısı Ramada ağırladı. Otelin Genel Müdürü Zerrin Palancı’nın sıcak ev sahipliğinde evde gibi hissettim kendimi. Anlaşılan Büyükşehir Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat ve Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan olmak üzere, tüm Malatyalılar festivalin şehrin marka algısına olan katkılarının çok farkında. Bence de Malatya’yı sadece kayısıyla anmak şehrin potansiyeline haksızlık olurdu.

Arkeolojik bulgular Aslantepe kazılarında din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı yani laikliğin başladığı ilk yer Orduzu/Malatya diyor. Nemrut’a hâlâ Malatya’dan çıkılıyor. Arapkir konakları ve bahşedilmiş doğasıyla burada sayamadığım pek çok güzelliğe sahip Malatya’nın bir görünür ve bir de görünmez kültürel değerler envanterine ihtiyacı var. Belki şehrin marka konumlamasını kayısının ötesine bu envanter sonrasında yapılacak bir çalışmayla taşımak mümkün. Şimdilerde şehirde seçim telaşı var ama belki de bu çalışma adaylar için seçim yatırımı bile olabilir.

Üzerinde Arapça, Ermenice ve Süryanice yazılar bulunan 800 yıllık kitabe

Şimdilerde tayini çıkan Malatya Valisi Ali Kaban Hekimhan ilçesindeki kervansaraylardan Taşhan’ı ziyaretinde görür tableti. Ortası Arapça, sağ tarafta Süryanice, sol tarafı ise Ermenice olarak yazılmıştır. İlginçtir ki her bir bölüm farklı bir içerikte yazılmış. Bu da bize üç toplumun 800 yıl önce yan yana durmayı başardıklarını söylüyor. Vali Kaban, Malatya’nın doğasında huzur olduğuna inanlardan. Üç dilli tablet ise bunun en ciddi göstergelerinden. Her karış toprağından tarih fışkıran kentin bu çok nadide tablete sahip olduğu bir tesadüfle ortaya çıkıyor. Bir daha tekrarlayalım ki Malatya kültürel değerler envanterini çıkarmak şarttır.

Zor zamanlarda orantısız zeka kullanımı için ipuçları 

Reklamların hedef kitleyi etkilemekten ziyade bir toplumsal düşünce çıktısı olduğunu söylesem, ne dersiniz? Bu kanıya nasıl vardığımı ben söyleyeyim. Her yılın kasım ayında çok uluslu bir jürinin kısa listeyi oyladığı EPICA’ da yapılan tartışmalar ve bizzat farklı kültürlerin ürünü olan işlerin kendisinden. 27 ülkeden gelen jüri üyeleriyle bu kez Amsterdam’da bir araya gelindi. 32’nci yılını idrak eden EPICA’ya 17’nci kez katıldım. İstikrarlı bir biçimde katılmamın nedeni ise her yıl dünyada olan bitene ilişkin yeni şeyler öğreniyor ve değişime tanıklık ediyor olmam.

Bu yıl bizden geçtiğimiz yıllardan daha az sayıda iş katılmış dolayısıyla az sayıda işimiz finale kalmıştı. Buna rağmen ödül alanları kutlamak gerekiyor. Zor bir dönemden geçerken hem yarışacak iş çıkardıkları hem pek çokları arasından finale kadar geldikleri için… Toplumsal çıktının yanı sıra işlerin tamamına bakınca Amerika’dan Hindistan’a, Rusya’dan Güney Afrika’ya pek çok ülkede hakim olan düşünce yapısını reklamdan okumak da mümkün. Bizde bütçe kısıntısı nedeniyle hazır işler bile medya görünürlüğünü azaltırken büyük ödüle layık görülen işlerin pek çoğunda yüksek bütçeli prodüksiyonlar olduğu görülüyorGolden Drum’da da fark ettiğim üzere adı reklam yarışması olanlar bile sadece reklamı değil iletişimi 360 derece bir proje gibi değerlendirip pazarlama disiplinlerinin tamamında aksiyon alındığını görmek istiyor ve bütünü değerlendiriyor. Yüreğe dokunanlar elbette yine en yüksek puanları alıyor. Jüri üyelerinin gazeteci olması bu duyarlılığı daha da arttırıyor.

Toplumsal duyarlılık kazandı

Jüri üyelerinin hassasiyetlerinden biri de demokrasi ve adalet. Bu nedenle “Without Borders” imzalı işler diğerlerinden hemen ayrılıyor. Bu arada birkaç film ve basın ilanında Türkiye vurgusuna rast gelmekten ve sorularla muhatap olmaktan hoşlanmadım dersem! Bir başka duyarlılık da LGBT bireyleriyele ilgiliydi. Çok sayıda film cinsel yönelimleri açısından ayrıştırılan bu kitlenin sorunlarına adanmıştı. Grand Prix’lerden biri Shiseido’ya ve onun cinsiyetlerin önemini yitirdiği çalışmasına gidiyor. Teknolojiye değinmeden geçmemek lazım. İletişim öncesinden başlayarak tüm sürecin yönetilmesi artık teknolojinin yapay aklına emanet. Büyük verinin nasıl toplanacağından nasıl anlamlı veriye dönüşerek iletişim sürecinde eritileceğine de yine aynı yapay zeka karar veriyor yani teknoloji her yerde. ROI’i her zamanki gibi önemli ve o da teknolojiyle ölçülüyor.

Lunzer’s Arcihve Genel Yayın Müdürü Michael Weinzett değerlendirmelerini basılı ilandaki başarı üzerinden yapıyorum diyorsa da ibre dijital mecralara çoktan kaymış. Michael Weitzett ile dostluğumuz epey eski. Bu sayıda Marketing Türkiye ve Türk reklamcılığı adına bir köşe yazısı yazmak istediğini söyledi. Bu beni ziyadesiyle onurlandırdı.

İLGİLİ HABERLER