Titanik’in dönüşü ve hikaye ekonomisi

PAYLAŞ

begum (1)Begüm Egeli Bursalıgil

Duymuş olanlarınız mutlaka vardır, Titanik’in replikası yapılıyor. Maliyeti $500 milyonu bulan gemi tıpkı orijinali gibi 2400 yolcuyu ağırlayabilecek. Mürettebat 900 kişi. 2022’de suya indirilecek yeni Titanik için esas sorunun ‘İyi de Titanik’e kim binecek?’ olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz… Zira ilk turunu Dubai’den New York’a yapmaya hazırlanan Titanik için şimdiden bekleme listeleri oluşmaya başladı. Bu ilginin sebebi ise hikaye ekonomisinden başkası değil!

Zaman deneyim zamanı

Günümüzün tüketicileri, yani bizler, hepimiz, bir eyleme para harcamayı bir objeye para harcamaya tercih eder kıvama geliyoruz. Yani deneyimlemek, satın almanın ötesine geçiyor. Hem de müthiş bir hızla! Aslına bakarsanız bu yolu ilk seçen segment lüks müşterisi oldu. Metaya doyan bu kesim, evini, valizini, boynunu, bileğini daha fazla doldurmak yerine elindeki parayı lüksü deneyimlemek üzere harcamaya başladı. Boston Consulting Group’un rakamlarına göre bugün hacmi $1.8 trilyonu bulan lüks pazarını oluşturan harcamaların %50’sinden fazlası restoran, seyahat ve spa gibi deneyim bazlı kalemlerden geliyor.

Ancak deneyimin esas sıçrayışının arkasında Instagram çağından fazlasıyla nasibini almış genç jenerasyonun imzası var. Çıktığı Hindistan yolculuğu sırasında Varanassi’de çektiği gün doğumu resimlerinin, Instagram’a koyduğu “o çanta” fotoğrafından çok daha fazla beğeni aldığını fark eden her genç oyunu deneyimden yana kullanır hale geldi. Ne de olsa gezip gördüğün manzaraları göstermek de artık koluna iliştirdiğin saati göstermek kadar basitti.

Elbette durumu sosyal medyadaki statüye indirgemek hata olur. Sonuçta tutkuyla istediğiniz bir obje, size aidiyet hissiyatı verirken, aynı zamanda da egonuzu bir tür tatminkarlıkla besliyor. Buna karşılık deneyim size tamamen karakterinizi yansıtabileceğiniz bir ifade şekli sunuyor. Yani birini alıp kendinize eklerken, diğeri oluveriyorsunuz. Deneyimi obje gibi üzerinize geçirmiyorsunuz. Bizzat deneyimin içine bürünüyorsunuz. Esas sihir de buradan ortaya çıkıyor. Kendi üzerinizden ürünün içerdiği sıfatları yaymak yerine, bir deneyim yaşamayı seçip onun hissini bütünüyle kendine katmak. Bu dönüşüm şimdilerde ‘sahip olmak’tan (having), ‘olma’ya (being) giden yol olarak anlatılıyor.

Üstelik Yapılan araştırmalar deneyime harcanan paranın metaya harcanan paradan daha fazla mutluluk getirdiğini de ortaya koydu. Şöyle ki; yapılan alışveriş sonucu alınan ürünün ardından gelen mutluluk uzun süreli olmuyor. İnsan beyni kısa bir süre sonra bir sonra alacağı eşyanın hayalini kurmaya başlıyor. Duymuş olduğu tatmin yerini yeniden tatminsizliğe bırakıyor. Ancak çıkılan bir kamp tatilinin etkisi çok daha uzun süre devam edebiliyor. Kişi fiziksel olarak, zihnen ve ruhen daha iyi hissediyor. Zira deneyim ekonomisinin en önemli vaadi tam olarak da burada yatıyor; ‘iyi hissetmek iyi görünmekten daha önemlidir’.

 

Hikayeyi iyi anlatan kazanır

Gelelim hikaye ekonomisine… Bu kavram aslında deneyim ekonomisinin gelişerek bizleri natürel olarak getirdiği nokta. Diğer bir deyişle, insanlar artık sadece deneyime değil bir hikayesi olan, bir özelliği barındıran deneyimlere para harcamayı tercih ediyorlar. Talep bu yönde artıyor. Örneğin Paris’te 1800’lerde “randevu evi” olarak kullanılan, dekorasyonu hala orijinali sadık La Perouse’da akşam yemeğine oturmak, şehirdeki ünlü antrikotçuda yemekten daha kıymetli. Gelinen noktada bir alanı sahiplenmek, deneyimi bir hikaye üzerinden geliştirmek son zamanların en önemli pazarlama taktiği. Batışı dilllere destan Titanik’in replikasının daha suya indirilmeden peşinde kuyruk oluşturma sebebi de hikayesinde gizli.

Aslına bakarsanız bugün büyüklü küçüklü farklı alanlardan bir çok isim hikayeyi markalarının içine ustalıkla dokuyor. “Paha biçilemez” söylemi ile kredi kart kullanıcısına maneviyatın önemini fısıldayan Mastercard’ın yarattığı paha biçilemez şehirler platformu gibi. Paha Biçilemez İstanbul (ki bu dünyada platformun aktif olduğu onlarca şehirden sadece bir tanesi) websitesi İstanbul ile ilgili ayrıcalıkları Mastercard müşterilerine sunarken aynı zamanda İstanbul’un tarihini, müziğini, sanatını da sahipleniyor. Urla’da geçen sene kapılarını açan HİÇ isimli restoran dönem dönem düzenlediği açık hava sineması gecelerinde, içinde yemek teması bulunduran filmleri misafirlerine izletirken filmdeki yemekleri pişirip eş zamanlı servis ediyor. Dizi bittikten yıllar sonra bile bugün hala New York’ta Sex and The City turları düzenleniyor. Şehri gezmeye gelenler dizinin dörtlüsünün gittiği sokaklarda yürüyüp onların tercihlerinde brunch yapabilmek için ekstra ücret ödüyor.

outdoor-hic-lokanta

Müşteri deneyimine azami önemin gösterildiği, bu uğurda departmanlar kurulan, Chief Experience Officer gibi titrler açılan günümüz ekonomisinde tüm oklar müşterinin ‘hikayeli deneyimler’ ile daha fazla ilgilendiğine işaret ediyor. Hatta müşteri bu uğurda daha fazla harcamayı göze da alır konumda. Üstelik hikaye anlatmak müşterinin markaya olan sadakatine de müthiş katkıda bulunuyor. Kim hikayenin devamını duymak istemez ki? Bu durumda markalara sorulacak tek soru kalıyor, “konu deneyim olduğunda sizin yarattığınız hikaye ne”?